47,5574$% 0.18
54,8602€% 0.06
64,2310£% 0.41
6.175,37%-1,31
10.093,00%-1,09
฿%
02:00
Ümmetin Rotasını Değiştiren İki Tarihî Kırılma Ehl-i Sünnet ve Nesh Manifestosu!..
|
İSLAM DÜŞÜMCEDİNDE İKİ BÜYÜK MAKAS DEĞİŞİMİ YAŞANMIŞTIR Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in ortak akıl ve ortak hukuk vicdanı olmaktan çıkarılarak şekle ve donmuş yorumlara daraltılması; neshin ise şeriatın yenilenme sürekliliğini gösteren bir hukuk ilkesi olmaktan çıkarılarak yalnızca hüküm kaldırma tartışmasına hapsedilmesi. Birincisi doğruyu bulma yöntemini, ikincisi adaleti yenileme yöntemini zayıflatmıştır. |
Hz. Peygamber’in vefatından sonra ümmetin karşısındaki temel soru budur. Vahiy tamamlanmış, fakat hayat durmamıştır. Yeni olaylar, yeni ilişkiler ve yeni ihtilaflar karşısında doğru hükme hangi meşru yöntemle ulaşılacaktır? Bu soru, yalnız bir mezhep tartışması değil; İslâm hukuk düzeninin meşruiyet, yöntem ve süreklilik sorusudur.
Şiî gelenek doğruya ulaşma güvencesini Ehl-i Beyt merkezli imamet, nesep ve sadakat çizgisinde aramıştır. Bu yaklaşımda aidiyet ve manevî bağlılık belirleyici bir meşruiyet kaynağıdır. Sünnî gelenek ise doğruyu belirli bir soyun tekelinde değil; vahyin rehberliğinde ilim, istişare, içtihat ve cemaatin müşterek aklında aramıştır. Bu ikinci yolun tarihî adı Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’tir. Buradaki cemaat, kalabalığın kör onayı değil; farklı akılların birbirini denetlediği ortak hukuk vicdanıdır.
Ehl-i Sünnet’in özü, tek kişinin yanılabilir kanaatini mutlaklaştırmamak; vahyin ilkelerini ortak aklın denetiminde hayata taşımaktır. Sakal, bıyık ve cübbe birer tarihî veya kültürel görünüm olabilir; fakat bunların hiçbiri tek başına hakikatin ölçüsü değildir. Bir hukuk metodolojisini kıyafete indirgemek, medeniyet aklını görüntüye hapsetmektir.
Fıkıh kitaplarındaki içtihatlar ilmî mirastır; hadis rivayetleri sünnete ulaşmanın vazgeçilmez kaynaklarıdır. Ancak her içtihadı zamanlar üstü hüküm, her rivayeti bağlamından bağımsız mutlak hukuk kuralı saymak; beşerî anlama faaliyetini vahyin seviyesine yükseltir. Rivayet dirayetle, metin bağlamla, içtihat yeni hayat şartlarıyla birlikte okunur. ‘Biz Ehl-i Sünnet’iz’ sözü, araştırmayı durduran bir imtiyaz belgesi değil; ortak akla, ilmî dürüstlüğe ve usûle bağlılık taahhüdüdür.
Zamanla yöntemin yerini aidiyet, ortak aklın yerini taassup, hukuk üretiminin yerini geçmiş hükümleri tekrar etmek almıştır. Böylece doğruyu bulmak için kurulmuş bir yöntem, doğruluğu peşinen ilan edilen kapalı bir kimliğe dönüştürülmüştür. Ehl-i Sünnet’i korumanın yolu onu dondurmak değil; kurucu anlamındaki istişareyi, çoğul ilmî denetimi ve ortak içtihadı yeniden işletmektir.
|
BİRİNCİ SON HÜKÜM ORTAK AKLI SUSTURAN, EHL-İ SÜNNET’İ KORUMAZ; ONUN KURULUŞ GAYESİNİ SUSTURUR. EHL-İ SÜNNET, GEÇMİŞİN BÜTÜN YORUMLARINI DONDURMANIN DEĞİL; VAHYİN REHBERLİĞİNDE DOĞRUYU BİRLİKTE ARAMANIN YOLUDUR. |
İKİNCİ MAKAS DEĞİŞİMİ NESHİ HÜKÜM KALDIRMAYA HAPSETMEK
NESH, KUR’ÂN’I EKSİLTME TARTIŞMASINA MAHKÛM EDİLEMEZ.
|
Din, insanlığın var edilmesinden itibaren Şâri‘in tevhid akidesi üzerine kurduğu, bütün insanları kapsayan, vahye dayalı evrensel kanunlar manzumesidir. Şeriat ise insanın toplum içerisinde huzurlu bir hayat sürebilmesi için yaşadığı dönemde oluşturulan ve her an değişime açık kanunlar bütünüdür. İtikadî, ahlâkî ve ibadete yönelik alanlar zamanlar üstüdür; sosyal hayata yönelik hukukî ve iktisadî düzenlemeler ise toplumların şartlarıyla birlikte değişir. Şeriat bir kanun ise, toplumun ihtiyaçlarını karşıladığı ölçüde anlam taşır; toplumların gelişmesine engel olan hukuk normlarının yenilenmesi zorunludur.
Din ilâhî kaynağa; din kültürü insanın dini anlama, yorumlama ve yaşama tecrübesine dayanır. Mezhep, fetva, içtihat, örf ve tarihî uygulama dinin kendisi değil, din etrafında oluşmuş beşerî birikimdir. Bu birikim değerlidir; fakat eleştirilemez değildir. Din kültürünü dinle özdeşleştirmek, tarihsel yorumu kutsallaştırır ve yenilenmenin kapısını kapatır.
Sübûtu ve delâleti kat‘î olan nas, yoruma kapalı kesin ölçüyü bildirir. Delâleti zannî olan nas ise dil, bağlam, maksat ve hayatın gerçekliği içinde içtihada açıktır. Zannî alandaki içtihat, yetkili ortak iradeyle kanunlaştırıldığında bağlayıcı maddî norma dönüşebilir; ancak bu bağlayıcılık ona ebedîlik kazandırmaz. Yürürlükteki içtihat adalet üretmediğinde yeni içtihatla değiştirilebilir. İçtihadı değiştirmek dini değiştirmek değil, dinin adalet maksadını korumaktır.
Lafız hükme açılan kapıdır; fakat maksat o hükmün yönüdür. Araç, amacı gerçekleştirdiği sürece değerlidir; amacı ortadan kaldırdığı anda yeniden değerlendirilir. Tarihsel bir aracı ebedî amaç hâline getirmek, şekli korurken adaleti kaybetmektir. Sahih usûl; lafzı ihmal etmeden maksadı, geleneği küçümsemeden değişimi, nasları parçalamadan bütünlüğü birlikte gözetir.
Toplumların sosyokültürel yapıları, üretim biçimleri, ekonomik ilişkileri ve kamu düzenleri değişir. Değişen hayat karşısında şeriatın hukukî alanında yeni düzenlemeler yapmak bir sapma değil, adaletin sürekliliğini sağlama görevidir. Nesh bu hakikatin tarih içindeki işaretidir: İlâhî maksat korunur; o maksadı gerçekleştiren düzenleme şartlara göre yenilenir. Bindiğimiz dalı kesmemek için neshin açtığı yenilenme ufku yeniden hukuk düşüncesine kazandırılmalıdır.
|
SON HÜKÜM İÇTİHADI NASLAŞTIRMAYIN; VAHYİN KAPISINI İNSAN YORUMUYLA KAPATMAYIN. DİN KÜLTÜRÜNÜ DİNLEŞTİRMEYİN; TARİHİ KUTSALLAŞTIRMAYIN. LAFZI MAKSATTAN, ARACI AMAÇTAN KOPARMAYIN; ADALETİ ŞEKLE KURBAN ETMEYİN. ORTAK AKLI SUSTURMAYIN; ÜMMETİN PUSULASINI KIRMAYIN. DİN SABİTTİR; HUKUK, ADALETİ GERÇEKLEŞTİREBİLMEK İÇİN YENİLENİR. |
ÜÇÜNCÜ BÜYÜK KİLİT DEĞİŞMEZ İCMÂ ALGISI
VAHİY SABİTTİR; İÇTİHAT DİNAMİKTİR.İcmâ, zannî olanı ebedîleştiren bir mühür değil; ehliyetli ortak aklı yürürlükteki hukuka dönüştüren kurumsal iradedir. Kat‘î nas alanındaki icmâ kurucu değil tahkim edicidir. Zannî alandaki icmâ ise hukukî birlik sağlayabilir; fakat vahye dönüşmez, kat‘îleşmez ve yeni bir icmâ yahut nitelikli ortak iradeyle değiştirilme imkânını kaybetmez. |
Kur’ân vahiy kaynağı, Sünnet onun peygamberî beyanı ve uygulamasıdır. İçtihat, kıyas, istihsan, maslahat ve örf hükme ulaşma yöntemleridir. İcmâ, şûrâ, nitelikli çoğunluk ve ulü’l-emrin meşru düzenlemesi ise zannî hükme hukukî yürürlük kazandıran ortak irade biçimleridir. Kaynakla yöntemi, delille yürürlüğü aynı basamakta görmek; beşerî karara vahiy görüntüsü verir ve hükmün nasıl değişeceğini belirsizleştirir.
Sübûtu ve delâleti kat‘î nassın bildirdiği hüküm, icmâ bulunduğu için değil; zaten kat‘î delile dayandığı için bağlayıcıdır. Namazın farziyeti, adalet emri, can ve mal dokunulmazlığı gibi esasları icmâ din hâline getirmez. Bu alandaki icmâ, mevcut hükmü açıklayan, koruyan ve ümmet bilincinde güçlendiren bir teyit mekanizmasıdır. Değişmezlik icmâdan değil, kat‘î nastan doğar.
Sübût, delâlet veya uygulama bakımından birden fazla meşru ihtimalin bulunduğu alanda icmâ, hukuk güvenliği ve uygulama birliği için bağlayıcı norm üretebilir. Ancak bin kişinin birleşmesi beşerî kanaati vahye dönüştürmez; ona yalnızca daha yüksek temsil, daha güçlü meşruiyet ve daha geniş uygulama kabiliyeti kazandırır. Zannî icmâ yürürlükteki hukuk olabilir; zamanlar üstü din ve değiştirilemez nas olamaz.
Bir hüküm hangi normatif yöntemle yürürlüğe girmişse, ona denk veya daha güçlü meşru bir yöntemle yürürlükten kaldırılabilmelidir. İcmâ ile kurulan zannî hüküm; şartların, örfün, bilginin ve maslahatın değişmesi yahut hükmün adalet üretmemesi hâlinde yeni bir icmâ veya önceden belirlenmiş nitelikli çoğunlukla değiştirilebilir. Bireysel içtihatla kurulan hüküm ise daha güçlü ve isabetli bir içtihadın yetkili makamca tercihiyle sona erdirilebilir. Kaldırılan din değil, belirli şartlarda kurulmuş beşerî yorumdur.
‘İcmâ vardır’ sözü tartışmayı sona erdiren kolay bir etiket değildir. İddia eden; hangi dönemde, hangi coğrafyada, hangi ehliyet sahiplerinin, hangi delil ve karar usulü üzerinde birleştiğini göstermek zorundadır. Sessizlik kendiliğinden rıza sayılamaz; bir mezhebin veya dört mezhebin ortak kanaati bütün zamanların mutlak icmâı olarak sunulamaz. Kat‘î nassı teyit eden icmâ, sahabe uygulaması, bölgesel amel, mezhep içi ittifak, çoğunluk görüşü ve sukûtî kabul aynı hüküm kategorisine konulamaz.
Zannî alandaki karşı görüş susturulamaz, din dışı ilan edilemez ve ilmî dolaşımdan çıkarılamaz. Yürürlük bakımından tercih edilmeyen görüş, hakikat arayışındaki değerini korur; şartlar değiştiğinde yeni çözümün kaynağı olabilir. İcmâ ihtilafı yok eden bir tahakküm aracı değil, ihtilafı hukuk düzenine dönüştüren bir ortak akıl kurumudur. Karara bağlar fakat düşünceyi kapatmaz; istikrar üretir fakat yenilenmeyi yasaklamaz.
Küresel dünyada bütün müçtehitlerin eksiksiz oybirliğini aramak icmâyı fiilen işlemez hâle getirir. Modern icmâ; fıkhî ehliyeti, bilimsel uzmanlığı, ekol ve toplum çeşitliliğini temsil eden bağımsız kurulların şeffaf müzakere sonunda aldığı nitelikli çoğunluk kararı olarak yapılandırılmalıdır. Deliller, karşı oylar, karar nisabı, yürürlük alanı ve gözden geçirme tarihi açıklanmalıdır. Her zannî karar; yeni bilgi, değişen örf, ortaya çıkan zarar, maslahatın gerçekleşmemesi ve adalet sonuçları bakımından süreli denetime tâbi tutulmalıdır.
|
İCMÂ ANAYASASININ SON HÜKMÜ KAT‘Î NAS İCMÂYA İHTİYAÇ DUYMADAN BAĞLAYICIDIR; BU ALANDAKİ İCMÂ TAHKİMDİR. ZANNÎ İCMÂ HUKUKÎ YÜRÜRLÜK DOĞURABİLİR; FAKAT DEĞİŞTİRİLEMEZ NAS DEĞİLDİR. GEÇMİŞİN İÇTİHADINI DİNLEŞTİRMEYİN; GELECEĞİN ORTAK AKLINI KURUN. İCMÂ, DİNİN ÖNÜNE KONULAN KÜTÜK DEĞİL; YENİLENEBİLİR HUKUKUN ORTAK AKIL ANAYASASIDIR. |
Almanya Başbakanı Merz: Koşulsuz transatlantik dostluk dönemi muhtemelen uzun bir süre için geride kaldı
1
DİTİB, Hessen eyaletinde İslam din dersi eğitimine devam edecek
108882 kez okundu
2
Hüsnüşan Hayaline Kavuştu: Almanya’da bir ilki gerçekleştirdi!..
45356 kez okundu
3
Frankfurt’ta Mevlânâ’nın Evrensel Mesajına Büyük İlgi!..
27944 kez okundu
4
4. Avrupa Hafızlık Yarışması Sonuçlandı
13070 kez okundu
5
Almanya ve Türkiye’de Üniversite Eğitimi
10985 kez okundu