DOLAR

47,5574$% 0.18

EURO

54,8602% 0.06

STERLİN

64,2310£% 0.41

GRAM ALTIN

6.175,37%-1,31

ÇEYREK ALTIN

10.093,00%-1,09

BİTCOİN

฿%

İmsak Vakti a 02:00
Amsterdam AZ BULUTLU 26°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Ribâ Ülkemizi Vatan mı Edindi?

Köylünün alın teri, piyasa adaleti ve devletin anayasal sorumluluğu üzerine bir manifesto!..

"1" height="10" width="20%" direction="up">

GİRİŞ — TOPRAKTAN SOFRAYA UZANAN ADALET ZİNCİRİ

Bir ülkenin ahlâkı yalnızca mahkeme salonlarında değil; tarlada üretilen mahsulün pazarda hangi bedelle satıldığında da görünür. Çiftçi toprağı sürüyor, tohumu ekiyor, gübreyi ve ilacı borçla alıyor, kuraklıkla ve donla mücadele ediyor; fakat ürün sofraya ulaşıncaya kadar oluşan değerin en küçük payı çoğu zaman yine üreticiye kalıyor. Tarlada alın teri ucuzlarken tezgahta fiyat katlanıyorsa, burada yalnızca bir piyasa aksaklığı değil, hukuk ve vicdan krizi vardır.

"1" height="250" width="100%" direction="up">

İslâm iktisat düşüncesi kazancı yasaklamaz; bilakis emek, risk ve meşru ticaretle doğan serveti teşvik eder. Yasaklanan, başkasının zor durumunu, bilgisizliğini veya pazarlık gücü eksikliğini kazanç aracına dönüştüren düzendir. Ribâ, garar, gabn, ihtikâr, aldatma ve bâtıl yollarla mal edinme yasakları, farklı hukukî yapılara sahip olmakla birlikte aynı ahlâkî ufukta birleşir: Servet, zayıfın mecburiyetinden kuvvetlinin imtiyazına doğru tek yönlü akmamalıdır. Çünkü kazancın helâlliği yalnızca sözleşmenin varlığıyla değil; rıza, açıklık, denge ve hakkaniyetle tamamlanır.

– İslâm Hukuku Anabilim Dalı Başkanı

Bu manifesto, “köylü milletin efendisidir” sözünü törensel bir hatıradan çıkarıp hukuk düzeninin bağlayıcı hedefi hâline getirme çağrısıdır. Üreticiyi korumayan ekonomi gıda güvenliğini; emeğin karşılığını vermeyen piyasa toplumsal barışı; aracıyı denetlemeyen devlet ise adalet iddiasını zayıflatır.

I. KAVRAMLARI KİRLETMEDEN HAKSIZ KAZANCI TEŞHİS ETMEK

Ribâ, klasik fıkıhta kendine özgü şartları ve türleri bulunan teknik bir kavramdır. Bu nedenle her haksızlığı doğrudan ribâ saymak ilmî bakımdan ihtiyat gerektirir. Garar, gabn, tedlîs, ihtikâr, neceş, rüşvet ve emeğin sömürülmesi de ayrı hukukî kategoriler içinde incelenmelidir. Fakat kavramların farklılığı, doğurdukları ortak zulmü görünmez kılamaz. Bunların tamamı, haksız ve karşılıksız değer aktarımını engelleyen daha geniş “bâtıl yolla mal edinme yasağı” ve adalet ilkesi altında buluşur.

Kur’ân, ticareti meşru; ribâyı haram kılmış, malların karşılıklı rızaya dayalı ticaret dışında bâtıl yollarla yenmesini yasaklamıştır. Buradaki rıza, çaresizliğin mecbur bıraktığı görünüşte onay değildir. Ürününü birkaç gün içinde satmazsa tamamını kaybedecek çiftçinin, depoya, finansmana ve pazar bilgisine sahip güçlü alıcı karşısındaki kabulü biçimsel olabilir; fakat her biçimsel kabul gerçek pazarlık eşitliği doğurmaz. Hukukun görevi sözleşme kâğıdını korumakla yetinmek değil, iradeyi sakatlayan ekonomik tahakkümü de görmektir.

Hz. Peygamber’in şehirlinin köylü adına satış yapmasını yasaklayan hadisi, üreticiyi piyasadan uzaklaştıran ve fiyat bilgisini tek elde toplayan aracılık biçimlerine karşı güçlü bir ahlâkî uyarıdır. Buradan bütün aracılığın haram olduğu sonucu çıkarılamaz. Nakliye, depolama, tasnif, paketleme ve pazarlama gerçek bir hizmettir ve makul karşılığı hak eder. Meşru hizmet ile sömürücü aracılığı ayıran ölçü; şeffaflık, gerçek katma değer, ölçülü kazanç, serbest rekabet ve üreticinin pazara erişimidir.

II. ÜRETENİN FAKİRLEŞTİĞİ PİYASA MEŞRU OLAMAZ

Bugünkü tarım piyasasında temel sorun, yalnızca fiyatın düşüklüğü değildir; değerin paylaşım mimarisidir. Üretici bütün mevsimin riskini taşırken zincirin sonraki halkaları çoğu zaman daha kısa sürede ve daha düşük riskle daha yüksek pay alabilmektedir. Fiyatın tarladan hale, halden depoya, depodan markete geçerken birkaç kez katlanması; her artışın maliyet ve hizmetle açıklanamadığı durumlarda piyasa adaletinin bozulduğunu gösterir.

Aracının kilo aldığı, çiftçinin ise borçlandığı düzen sürdürülebilir değildir. Üretici maliyetini karşılayamazsa ertesi yıl ekmez; ekmeyince arz daralır, fiyat yükselir, tüketici de zarar görür. Dolayısıyla çiftçinin korunması bir meslek grubuna ayrıcalık değil, milletin gıda güvenliğinin korunmasıdır. Toprağın boş kalması, ürünün dalında çürümesi ve emeğin pazara ulaşamadan israf edilmesi millî servetin kaybıdır.

Piyasa özgürlüğü, güçlüye zayıfı ezme ruhsatı değildir. Anayasal ekonomik düzen; mülkiyet hakkını, sözleşme özgürlüğünü ve teşebbüsü tanırken devlete piyasaların sağlıklı ve düzenli işlemesini sağlama, tekelleşmeyi ve fiilî kartelleşmeyi önleme görevi de yükler. Serbest piyasa kuralsız piyasa değildir. Rekabetin olmadığı, fiyat bilgisinin saklandığı ve üreticinin tek alıcıya mahkûm edildiği yerde sözleşme özgürlüğü, ekonomik bağımlılığın örtüsüne dönüşebilir.

III. HAL YASASI BİR TİCARET DÜZENLEMESİ DEĞİL, ADALET KANUNU OLMALIDIR

Türkiye’nin ihtiyacı, yalnızca komisyon oranlarını değiştiren dar bir hal düzenlemesi değildir. Yeni hal yasası; üreticiden tüketiciye kadar bütün zinciri kayıt altına alan, fiyat oluşumunu şeffaflaştıran, gerçek hizmet ile spekülatif kazancı ayıran bir adalet kanunu olarak tasarlanmalıdır. Kanunun merkezinde bina, ruhsat veya komisyoncu değil; ürün, emek, maliyet ve tüketicinin makul fiyatla gıdaya erişimi bulunmalıdır.

Birincisi, ürünün tarladan nihai satış noktasına kadar alış ve satış fiyatları dijital olarak izlenebilir olmalıdır. Her aşamadaki maliyet, fire, komisyon ve kâr kalemi denetime açık hâle getirilmelidir. İkincisi, üreticinin pazarlık gücünü artıracak kooperatifler, üretici birlikleri, lisanslı depolar ve doğrudan satış kanalları güçlendirilmelidir. Üçüncüsü, ödeme süreleri kesin kurala bağlanmalı; üreticinin alacağı geciktirilerek faizsiz finansman kaynağı gibi kullanılmasına izin verilmemelidir.

Dördüncüsü, bozulabilir ürünlerde önceden belirlenmiş hızlı müdahale mekanizması kurulmalıdır. Ürün arzının yoğunlaştığı günlerde kamu veya üretici örgütleri, piyasa bozucu olmayan yöntemlerle alım, depolama, işleme ve ihracat imkânlarını devreye sokabilmelidir. Beşincisi, hâkim durumun kötüye kullanılması, danışıklı fiyat belirleme, yanıltıcı tartı ve kalite sınıflandırması ağır ve etkili yaptırımlara bağlanmalıdır. Altıncısı, çiftçi hangi gün nerede kaç liraya satış yapıldığını telefonundan görebilmeli; bilgi güçlü kurumların özel mülkü olmaktan çıkarılmalıdır.

Yasa, küçük üreticiyi ağır bürokrasi altında ezmemeli; denetimin ağırlığını zincirin güçlü ve örgütlü aktörlerine yöneltmelidir. Aksi hâlde kayıt dışılıkla mücadele adına üretici cezalandırılır, asıl fiyat gücünü elinde tutan yapılar korunmuş olur.

IV. KREDİ ARACIYA DEĞİL ÜRETİME, DESTEK TAPUYA DEĞİL EMEĞE

Kamu finansmanı ve tarımsal kredi, üreticiyi borç sarmalına sürükleyen değil üretim kapasitesini artıran bir araç olmalıdır. Ucuz kredi yalnızca büyük alıcıya, depocuya veya aracı kuruma ulaşırken küçük çiftçi yüksek maliyetli borca mahkûm kalıyorsa devlet eliyle piyasa eşitsizliği büyütülmüş olur. Kredi önceliği; fiilen üreten, ürününü kayıtlı biçimde pazara sunan ve toprağını işleyen kişiye verilmelidir.

Destek sistemi de yalnızca arazi büyüklüğüne değil; üretim, istihdam, verimlilik, çevresel sürdürülebilirlik ve küçük aile işletmesinin devamlılığına göre kurulmalıdır. Girdi fiyatlarının öngörülemediği bir ortamda açıklanan destek, mahsul hasat edilmeden değerini kaybedebilir. Bu nedenle destekler zamanında, erişilebilir ve üretim takvimine uygun olmalı; sigorta ve afet mekanizmaları çiftçinin gerçek zararını hızla karşılamalıdır.

Borçlandırmak tek başına destek değildir. Çiftçiye finansman kadar pazar garantisi, teknik bilgi, depolama, sulama, enerji ve lojistik altyapısı gerekir. Devletin görevi çiftçinin yerine ticaret yapmak değil; onun piyasaya eşit şartlarda katılmasını sağlayacak zemini kurmaktır.

V. ANAYASAL TARIM AHLAKI: TOPRAĞI, EMEĞİ VE GELECEĞİ KORUMAK

Tarım politikası yıllık fiyat tartışmalarına indirgenemez. Toprak, su, tohum, çiftçi bilgisi ve kırsal nüfus birlikte korunan stratejik bir bütündür. Sosyal devlet, planlama, sağlıklı çevre, mülkiyet ve çalışma hakkı; gıda güvenliği ekseninde birlikte yorumlanmalıdır. Tarımsal üretimin devamlılığı yalnızca iktisadî değil, millî güvenlik meselesidir.

Bu sebeple yasama organı temel ilkeleri açıkça kanunlaştırmalı; yürütme fiyat ve maliyet verilerini zamanında yayımlamalı; bağımsız denetim organları tekelleşmeyi izlemeli; yargı ise üreticinin hakkını yıllar sonra değil, ürünün ekonomik ömrü içinde koruyacak etkili yollar geliştirmelidir. Kurallar öngörülebilir olmalı, hasat yaklaşırken değiştirilmemeli ve destek kararları siyasî takvime göre değil üretim takvimine göre alınmalıdır.

Köylünün emeğini korumak romantik bir geçmiş özlemi değildir. Gençlerin köyde kalabilmesi, kadının tarımsal emeğinin görünür olması, aile işletmelerinin yaşaması ve tüketicinin güvenli gıdaya erişebilmesi için çağdaş bir kalkınma tercihidir. Üreten insanın yoksullaştığı, üretmeyenin ise fiyat gücüyle zenginleştiği yapı kalkınma değil; servetin yanlış yönde tahliyesidir.

SONUÇ — KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİYSE, HUKUK ONUN HİZMETKÂRI OLMALIDIR

Ribâ ve faiz tartışması yalnızca bankadaki oranlara hapsedilemez; fakat her haksız kazanç da teknik olarak ribâ diye adlandırılamaz. Yapılması gereken, kavramları bozmak değil, onların işaret ettiği ortak adalet çağrısını büyütmektir. Garar belirsizliği, gabn fahiş dengesizliği, ihtikâr piyasa tahakkümünü, ribâ karşılıksız ve yasaklanmış fazlalığı hedef alır; hepsi birlikte insan emeğini bâtıl yollarla servet aktarımına karşı koruyan ahlâkî bir hukuk ufku kurar.

Bu manifesto ilan eder ki: Çiftçinin çaresizliği ticaret fırsatı değildir. Aracılık gerçek hizmet ürettiği ölçüde meşrudur. Piyasa şeffaflığı kamusal haktır. Üreticinin makul gelir elde etmesi gıda güvenliğinin şartıdır. Kamu kredisi spekülasyona değil üretime yönelmelidir. Ürün dalında, emek tarlada, insan köyünde israf edilmemelidir. Kanun güçlü olanın kazancını değil, herkesin hakkını koruduğu ölçüde kanundur.

Şimdi ihtiyaç duyulan, geciktirilen ve parçalanan düzenlemeler değil; üreticiyi merkeze alan bütüncül bir hal ve tarım piyasası reformudur. Köylünün alın teri ucuz, tüketicinin sofrası pahalı, aradaki karanlık alanlar ise denetimsiz kaldığı sürece adalet tamamlanmış sayılamaz. Ülkenin gerçek zenginliği para hareketlerinde değil, toprağın bereketini emeğin hakkıyla buluşturan düzendedir. Efendilik hizmetse, devletin ilk hizmeti üreteni korumaktır.

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Finnentrop Belediye Başkanı Çocukları Camiden Uğurladı

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.