44,7700$% 0.04
52,8605€% 0.05
60,7738£% 0.06
6.935,50%0,63
11.277,00%0,64
3327407฿%0.40344
02:00
Ancak temsil eksikliği, yapısal engeller ve karşılıksız kalan aidiyet duygusu, bu potansiyelin tam anlamıyla hayata geçmesini zorlaştırıyor. Avrupa’nın ortak geleceği ise tam da bu mesafenin kapanmasına bağlı görünüyor.
FURKAN KAHRAMAN-(PERSPEKTİF) Avrupa’da doğmuş ya da büyümüş Müslüman gençler için, çokkültürlü toplumların bir parçası olmaları hasebiyle toplumsal ve siyasi hayatın aktif özneleri olmaları gayet tabi bir durumdur. Özellikle 3. ve 4. nesil kuşaklar hem köken ülkelerine hem de yeni vatanları olan doğup büyüdükleri ülkelere karşı güçlü bir aidiyet hissi taşıyor. Bu çift yönlü kimlik yapısı, klasik entegrasyon kalıplarının ötesine geçerek siyasette yeni bir katılım biçimini de mümkün kılabilir.
Avrupa’da yaşayan Müslümanların taşıdığı hibrit kimlikler mevzubahis olduğunda, konu sürekli negatif bir algı üzerinden ele alınmakta ve bunun aidiyet krizi ürettiği konuşulmaktadır. Ancak burada önemli bir nokta atlanmaktadır. Şöyle ki; hibrit kimliklere sahip insanlar aynı zamanda farklı toplumsal bağlamları birleştirme, kültürler arası köprüler kurma ve çok katmanlı siyasal katılım imkânı sunmanın yanı sıra toplumsal barışı inşa etme gücüne sahip en etkili bireylerdir. Bu durum hem anavatanları hem de yeni vatanları için geçerli bir hakikattir. Zira onlar, her iki kültürü de içinden yaşayan ve bunu bir yaşama sanatına dönüştürmüş insanlardır.
Temsil Olmadan Aidiyet İnşa Edilemez
Batı Avrupa toplumlarında yaşayan birçok Müslüman genç de hem farklılıkların çatışmasını aşabilecek hem de daha kapsayıcı, evrensel bir toplumsal tahayyül kurabilecek donanıma sahiptir. Müslüman gençlerin toplumsal ve siyasal katılımı yalnızca bir hak arayışı değil; aynı zamanda demokratik sorumluluğun, eşit vatandaşlık bilincinin ve ortak geleceği şekillendirme iradesinin de bir ifadesidir. Hatta daha da ötesi, bu durum toplumsal bir vecibe olarak karşımıza çıkmaktadır.
Araştırma: “Müslüman Gençlerin Avrupa’ya Aidiyeti Güçlü, Bakışı Eleştirel”
IGMG/23 Nisan 2026
Ancak İstanbul Medeniyet Üniversitesinden Prof. Dr. Mahmut Hakkı Akın’ın IGMG Gençlik Teşkilatları ile birlikte yaptığı “Avrupa Müslüman Gençlik Araştırması” başlıklı çalışmanın bulguları, gençlerin özellikle siyasal aktörlere ve özne olmaya karşı çekimser bir tavır sergilediklerini göstermektedir. Siyasilerin Müslümanlarla daha güçlü irtibatlar kurması gerektiğini düşünenlerin oranının yüzde 63,50 olması, bir yandan açık bir kapı sunduğunu gösterirken öte yandan böyle bir ilişkinin hâlihazırda yeterince kurulmadığına da işaret etmektedir. Siyasi parti ve aktörlerin Müslümanları görmezden geldiğini düşünenlerin oranının yüzde 49,50 olması da bunu desteklemektedir. İleride Müslümanları temsilen siyasete atılabileceğini söyleyenlerin oranının yalnızca yüzde 29 olması ise bu alandaki endişe ve belirsizliği ortaya koymaktadır.
Hâlbuki hem Avrupa’nın hem de Avrupalı Müslümanların pozitif anlamdaki geleceği, bu mesafenin kapanmasına bağlıdır. Müslüman gençlerin siyasete mesafesi yalnızca bireysel bir ilgisizlik meselesi değil; aynı zamanda ciddi bir temsil krizinin sonucudur. Kendini muhatap olarak görmeyen, sesinin karşılık bulacağına inanmayan bir gençten güçlü bir siyasal aidiyet beklemek gerçekçi değildir. Bu nedenle mesele yalnızca gençlerin siyasete yönelmesi değil, siyasetin de Müslüman gençleri samimi bir şekilde muhatap almasıdır. Temsil edilmeden aidiyet, aidiyet olmadan da kalıcı toplumsal barış inşa edilemez. Avrupa’nın ortak geleceği, bu karşılıklı güvenin ve sahici katılımın inşa edilmesine bağlıdır.
Karşılanmayan Temsil Talebinin Gölgesinde
Avrupa’daki Müslüman toplulukların varlığı büyük ölçüde 20. yüzyılın ikinci yarısındaki iş gücü göçlerinedayanıyor. Almanya’daki iş gücü göçü başlangıçta kalıcı görülmemiş, bu yüzden ülkeye gelen misafir işçilerin siyasal haklara erişimleri ciddi şekilde kısıtlıydı. Birinci nesil göçmenlerin de temel gayesi ekonomik refah elde ettikten sonra köken ülkelerine dönmek olduğu için çoğunlukla apolitik bir duruş sergilerken, sonraları değişen bu perspektif sebebiyle yeni kuşaklar toplumsal ve siyasal alanı daha doğrudan ve etkili biçimlerde sorgulamaya başladılar.
Günümüzde ise göç kökenli toplulukların büyüdükleri ülkeleri de vatan edinmeleri, artan eğitim seviyeleri, küresel etkileşimler ve dijital mecraların yaygınlaşması, özellikle genç nesillerin toplumsal ve siyasal katılıma da ilgisini artırdı. Bugün ise bu ilgi, yerleşik siyasi partilerde temsil edilme çabalarının da ötesine geçerek, kültürel ve dijital alanlarda alternatif katılım biçimlerine yöneliyor. Bu alternatif katılım biçimleri arasında sosyal medya kampanyaları, dijital aktivizm, yerel inisiyatifler, sivil toplum kuruluşlarında faaliyet göstermek ve toplumsal bilinç oluşturma girişimleri gibi yollar öne çıkıyor. Müslüman gençler, toplumsal katılımı siyasi platformlarda olmakla birlikte; bilhassa kültürel, sosyal ve dijital alanlarda gerçekleştiriyorlar.
Özellikle Avrupa ülkelerinde doğup büyüyen Müslüman gençler, çoğu zaman iki farklı kimliğin kesişiminde yer alıyorlar. Bu gençler hem Avrupalı hem de Müslümanlar. Bu ikili kimlik, bir yandan kültürel zenginlik ve çok yönlü bir aidiyet duygusu kazandırırken, diğer yandan ayrımcılık, dışlanma ya da kimlik çatışması gibi zorlukların da kesişim noktasında duruyor. Ancak tam da bu çok katmanlı kimlik yapısı, Müslüman gençlerin toplumsal katılımda kapsayıcı, daha kreatif ve daha bütüncül çözümler üretme potansiyelini güçlendiriyor.
Siyasete Katılımın Önündeki Yapısal Engeller
Bununla birlikte Müslüman gençlerin toplumsal ve siyasal katılımının önünde hâlâ belirgin engeller var. Birçok Avrupa ülkesinde siyasi haklar doğrudan vatandaşlığa bağlı. Almanya’da örneğin, 2024’e kadar çifte vatandaşlık büyük ölçüde mümkün değildi ve bu durum, göçmen kökenlileri seçimlere katılım süreçlerinden dışlıyordu.
Öte yandan, toplumsal önyargılar da toplumsal ve siyasal katılımı zorlaştırıyor. Müslüman kimliği, kimi zaman medyada aşırılık ve güvenlik tehditleriyle ilişkilendiriliyor. Fransa’da seçim afişinde başörtülü olduğu için partisinin desteğini kaybeden Sarah Zemmahi örneği, bu tür önyargıların siyasi süreçlerde nasıl işlediğini gösteriyor. Benzer şekilde, Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan seçim sürecinde ve görev süresince İslam karşıtı saldırılara maruz kaldı; dinî kimliği üzerinden potansiyel bir güvenlik sorunu olarak gösterilmeye çalışıldı. Avrupa Parlamentosunun eski üyesi Sajjad Karim de görev süresince aşırı sağ grupların hedefi olmuştu.
Bu örnekler, Müslüman gençlerin siyaset sahnesine adım atarken sadece fikirleriyle değil, kimlikleriyle de kabul görmek için mücadele etmek zorunda kaldığını gösteriyor. Ancak bu engelleri aşan örnekler de yok değil.
Umut Veren Örnekler: Katılımın Gücü
Tüm zorluklara rağmen, siyasal katılımın mümkün ve etkili olduğunu gösteren örnekler de mevcut. İskoçya’da 2023 yılında Başbakan seçilen Humza Yousaf, Avrupa’da bir Müslüman siyasetçinin ulaştığı en yüksek makamlardan birinde siyaset yaptı. Pakistan kökenli bir ailenin çocuğu olan Yousaf, dinî ve kültürel kimliğini gizlemeden siyasette ilerledi. Seçimin ardından karşılaştığı İslam karşıtı saldırılara rağmen görevini sürdürdü ve kısa sürede farklı kesimleri temsil etme hedefiyle geniş bir destek tabanı oluşturdu.
2024 yılında yaşanan siyasi krizler ve parti içi dinamikler nedeniyle görevinden istifa etmek zorunda kalsa da Yousaf’ın liderliği, Müslüman bir siyasetçinin yalnızca seçilebilmesinin değil, aynı zamanda kamu hayatında önemli bir rol üstlenebilmesinin mümkün olduğunu göstermesi bakımından hâlâ önemli bir dönüm noktasıdır.
Bir başka örnek de Hollanda’dan Doğukan Ergin. 2018’de Schiedam Belediye Meclisi’ne seçilen ve 2023’te Hollanda Temsilciler Meclisi üyesi olan Ergin, Müslüman kimliğini açıkça koruyarak siyasette etkin oldu. Eğitimde eşitlik, sosyal adalet ve ayrımcılıkla mücadele gibi konularda aktif olarak çalışan Ergin, siyasetin genç Müslümanlar için ulaşılabilir bir alan olduğunu ve bu alanda hizmetlerde bulunabilineceğini gösteriyor.
Müslüman gençler siyasete katıldıklarında yalnızca kendi topluluklarının meseleleriyle ilgilenmekle kalmıyorlar aksine daha fazla eğitimde fırsat eşitliği, toplu ulaşım, iş imkanları, çevresel adalet, ekonomik refah gibi toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren konularda da çözüm üreten, kapsayıcı bir siyaset anlayışı geliştiriyorlar yani her ne kadar bu insanlar kimliklerine hapsedilmeye çalışılsa da onlar tüm topluma hizmeti etmeyi temel gayeleri kılıyorlar. Bu sayede gençlerin siyaset sahnesindeki varlıkları, farklı kimliklerin ortak gelecekte birlikte var olabileceğinin ciddi bir göstergesine dönüşüyor.
Bu örnekler, siyasi katılımın yalnızca engellerle tanımlanmadığını; aksine, bilinçli ve kararlı bir duruşla hizmette bulunabilinecek bir alan olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla sorumluluk üstlenmek yalnızca bireysel bir hak değil; aynı zamanda geleceği birlikte kurmanın en etkili yollarından biri.
Katılım Bir Hak ve Bir Sorumluluktur
Bugün Avrupa’da doğup büyümüş Müslüman gençler için siyasi katılım, bütün yönleriyle ele alındığında yalnızca görünür olmak değil; toplumun tamamı için adil çözümler üretebilme sorumluluğunu da beraberinde taşır. Katılım, sadece seçimlerde oy kullanmakla sınırlı kalmamalı; gençlik meclislerinde, sivil toplum kuruluşlarında ve gönüllü girişimlerde aktif roller üstlenilmelidir. Müslüman gençlerin katkılarının, farklı alanlarda vazgeçilmez ve zenginleştirici bir değer sunacağı açıktır.
Avrupa’daki Müslüman Gençler İçin Siyasi Eğitim: SES Academy Köln’de Başladı
ISLAMRAT/13 Nisan 2026
Özellikle Batı toplumlarında yaşayan Müslümanlar, bulundukları ülkelerdeki mevcudiyetlerini yalnızca muhafaza etmekle kalmamalı; aynı zamanda geleceği birlikte inşa etme sorumluluğunu ve fırsatını da değerlendirmelidir. Müslüman gençlerin toplumdaki etkin varlığı, Avrupa demokrasilerinin çoğulculuk ve adalet idealleriyle uyumlu, sürdürülebilir bir toplumsal gelecek inşa edilmesinde kilit bir rol oynayacaktır.
Tam da bu noktada, Almanya İslam Konseyi ile IGMG Gençlik Teşkilatları tarafından ortaklaşa yürütülen ve ilk oturumu bu ay yapılan Sosyal ve Siyasal Eğitim Seminerleri Akademisi (SES Academy), önemli bir rol oynama potansiyeli taşımaktadır. Açılış programında eski İskoçya Başbakanı Humza Yousaf, Nürnberg-Erlangen Üniversitesinden Prof. Matthias Rohe, Prof. Dr. Murat Erdoğan, Dr. Özgür Özvatan Dr. Fatima Zibouh ve gazeteci Melina Borčak gibi isimlerin yer aldığı programda, katılımcı gençlerin hem soruları hem de tartışmalara katılım biçimleri bu potansiyeli açıkça ortaya koymuştur.
Şu bir gerçek ki artık Avrupa hem kimlik hem de nesil bakımından bir dönüşüm içerisindedir ve bu dönüşüm menfi değil, müspettir. Müslüman gençler bu dönüşümün kenarında duran izleyiciler değil; merkezinde yer alan aktörlerdir. Geleceğin Avrupası, Müslüman gençlerin yalnızca temsil edildiği değil, bizzat katkıda bulunduğu, söz sahibi olduğu bir zemin üzerinde ilerleyecektir. Çünkü adil bir toplum, ancak herkesin kendisini ait hissettiği ve katkı sunabildiği bir ortaklıkla mümkündür. Katılım bu yüzden sadece bir hak değil; aynı zamanda ahlaki, toplumsal ve tarihî bir sorumluluktur. KAYNAK: PERSPEKTİF
Furkan Kahraman:
Furkan Kahraman, 1993 yılında Almanya’nın Mühlacker şehrinde doğdu; eğitim hayatını Almanya ve Türkiye’de sürdürerek Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi İslami İlimler Fakültesinden mezun oldu. Sonrasında İngiltere’ye giderek çalışmalarını burada sürdürdü. IGMG bünyesinde gençlik çalışmalarında çeşitli görevler üstlenen Kahraman, 2021 yılından bu yana IGMG Gençlik Teşkilatı Başkanı olarak görev yapmaktadır.
Almanya’da Kira Düzenlemelerinde Yeni Dönem: Federal Hükümetten Dikkat Çeken Tasarılar
1
New York’ta, ‘Azınlık Toplumu Olarak Müslümanca Yaşam’ konulu konferans!..
149276 kez okundu
2
Solingen Kurbanları Filibe’de toprağa verildi!..
118686 kez okundu
3
DİTİB, Hessen eyaletinde İslam din dersi eğitimine devam edecek
107927 kez okundu
4
Katar Başbakanı resmi olarak ateşkesi duyurdu!…
59966 kez okundu
5
Haydi Onurcan’a destek olalım
50607 kez okundu