44,7700$% 0.04
52,8605€% 0.05
60,7738£% 0.06
6.935,50%0,63
11.277,00%0,64
3327407฿%0.40344
02:00
Elinde kalem olması gereken bir yaşta, eline silah verilmiş bir çocuk…
Öğrenmesi gereken yerde öldüren, konuşması gereken yerde susturan bir karanlık…
Ve geride kalan; sekiz öğrenci, bir öğretmen ve tarifsiz bir acı.
Bu sadece bir “olay” değil.
Bu, bir neslin nasıl şekillendiğinin acı bir fotoğrafıdır.
Bugün hepimiz sonucu konuşuyoruz.
Ama asıl konuşmamız gereken, o sonuca giden yoldur.
Bir çocuk, doğuştan katil değildir.
Bir çocuk, nefretle doğmaz.
Bir çocuk, silah tutmayı değil; kalem tutmayı öğrenmek ister.
Peki ne oluyor da o masum eller, kana bulaşıyor?
Evlerde sevgi eksikse…
Anne-baba ilgisi yerini ekranlara bırakmışsa…
Çocuk, değer görmeyi sokakta, şiddette, güç gösterisinde arıyorsa…
Eğitim sadece sınavdan ibaret sanılıyorsa…
Öğretmek yerine sadece öğretim yapılıyorsa…
İşte o zaman kalem düşer, silah kalkar.
Ve bu acı olay bize şunu da gösterdi:
Anne öğretmen, baba polis olabilir…
Yani meslekler doğruyu temsil edebilir ama bu, her şeyin doğru olduğu anlamına gelmez.
Çünkü mesele sadece meslek değil,
meselenin özü; iletişim, ilgi, rehberlik ve değer aktarımıdır.
Bir evde bilgi olabilir ama bağ yoksa,
disiplin olabilir ama merhamet yoksa,
kontrol olabilir ama anlayış yoksa…
orada büyüyen çocuk, iç dünyasında yalnız kalır.
Demek ki mesele “kim yetiştiriyor” sorusundan da öte,
nasıl yetiştiriliyor sorusudur.
Bugün çocuklarımız;
merhameti değil öfkeyi,
sabretmeyi değil patlamayı,
konuşmayı değil susturmayı öğreniyor.
Çünkü gördükleri dünya bunu öğretiyor.
Ekranlarda şiddet normalleşmiş,
sosyal medyada güç, korku salmakla eş değer olmuş,
ailede iletişim kopmuş,
okulda ruh ihmal edilmiş…
Ve bir başka tehlike daha var:
Bu acıyı bile fırsata çevirenler…
Henüz toprağa düşen canların acısı tazeyken,
sosyal medya üzerinden kin pompalayan,
toplumu kutuplaştırmaya çalışan,
öfkeyi körükleyip kaos üretmek isteyen bir kesim…
Onlar da en az bu trajedinin kendisi kadar tehlikelidir.
Çünkü yangını söndürmek yerine benzin döküyorlar.
Oysa böyle zamanlarda yapılması gereken;
sükûnet, sağduyu ve sorumluluktur.
Acıyı istismar etmek değil, anlamaktır.
Kargaşa çıkarmak değil, çözüm üretmektir.
Sonra bir gün, “Nasıl oldu?” diye soruyoruz.
Oysa bu sorunun cevabı yıllar öncesinde gizli.
Bir çocuk yalnız bırakıldığında,
duyguları anlaşılmadığında,
iç dünyası ihmal edildiğinde
sessizce büyüyen bir fırtına olur.
Ve o fırtına bir gün yıkar.
Bizler artık sonuçlara ağlamaktan vazgeçip,
sebepleri ortadan kaldırmak zorundayız.
Aile yeniden yuva olmalı.
Okul sadece bilgi değil, karakter inşa etmeli.
Toplum, çocukları sadece büyütmemeli; yetiştirmeli.
Çünkü ihmal edilen her çocuk,
toplumun geleceğinde açılmış bir yaradır.
Bugün bir okulda yaşanan bu acı,
yarın başka bir yerde yaşanmasın istiyorsak
şimdi kendimize şu soruyu sormalıyız:
Biz çocuklarımıza gerçekten ne veriyoruz?
Kalem mi…
Yoksa farkında olmadan silah mı?
Unutmayalım:
Bir nesil ya ilimle ayağa kalkar,
ya da ihmalle yıkılır.
Tercih bizimdir.
Ş. Güney
Dietzenbach’ta 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Coşkuyla Kutlandı
1
New York’ta, ‘Azınlık Toplumu Olarak Müslümanca Yaşam’ konulu konferans!..
149242 kez okundu
2
Solingen Kurbanları Filibe’de toprağa verildi!..
118682 kez okundu
3
DİTİB, Hessen eyaletinde İslam din dersi eğitimine devam edecek
107893 kez okundu
4
Katar Başbakanı resmi olarak ateşkesi duyurdu!…
59958 kez okundu
5
Haydi Onurcan’a destek olalım
50599 kez okundu