47,5574$% 0.18
54,8602€% 0.06
64,2310£% 0.41
6.175,37%-1,31
10.093,00%-1,09
฿%
02:00
İnsanlık tarihi, bir yönüyle özgürlük ile kölelik arasındaki mücadelenin tarihidir. Kölelik yalnız insan bedenine sahip olmak değil, onun emeğine ve geleceğine de el koymaktı.
İnsanlık görünen zincirleri büyük ölçüde kırdı; fakat emeğin sömürüsü sona ermedi. Biçim değiştirdi. İnsan bugün hukuken özgür olduğu hâlde borç, yoksulluk, düşük ücret, haksız fiyat, tekel, ağır vergi yükü, enflasyon ve ekonomik bağımlılık yoluyla emeğinin karşılığını kaybedebilmektedir.
Bu sebeple ribâ yasağı yalnız borçtaki fazlalığın değil, insanın ekonomik bakımdan köleleştirilmesine karşı ilahî adalet arayışınında ifadesidir.
Kur’an ribâ konusunda nihai ölçüyü “Ne zulmedin ne de zulme uğrayın” (el-Bakara 2/279) sözüyle ortaya koyar. Öyleyse mesele yalnız faiz oranı değil zulüm, yalnız para değil hak, yalnız sermayenin getirisi değil kazancın nasıl elde edildiğidir.
“Mallarınızı aranızda bâtıl yollarla yemeyin” (en-Nisâ 4/29) buyruğu da ekonomik hayatı daha geniş bir adalet terazisine taşır.
Üretimde emek ücret, girişim kâr, taşınmaz kira/rant, sermaye ise getiri elde eder. O hâlde neden yalnız sermayenin getirisini konuşuyoruz? İşçinin alın terini sömüren ücret, çaresizliği fırsata dönüştüren kira, üreticiyi ezen fiyat, tüketicinin bilgisizliğinden doğan kâr da haksız olabilir.
Bunların tamamı teknik anlamda ribâ değildir; fakat hepsi haksız kazanç ve servet transferi bakımından aynı ilahî adalet ölçüsünde sorgulanmalıdır. İslâm hukukunun büyük sorusu “Kazancın adı nedir?” değil, “Bu kazanç neyin karşılığıdır ve kimin hakkından elde edilmiştir?”sorusudur.
Faizden “kâr”, “komisyon”, “hizmet bedeli” veya başka bir adlandırmayla şeklen kaçılmış olsa bile, emeğin sömürüsüne ve haksız kazanca dayanan her ekonomik işlem ribâ yasağının adalet maksadı bakımından sorgulanmalıdır.
Çünkü iktisadî adaletin en temel ölçüsü, kendimiz için yapılmasını istemediğimiz bir ticari muameleyi kardeşimize de yapmamaktır. Ekonomiye şeytanın ve sınırsız menfaatin hesabı değil, hakkı gözeten vicdanın ekonomisi hâkim olmalıdır.
Üstelik para değişmiştir. İnsanlık trampadan altın ve gümüşe, oradan kâğıt ve kaydî paraya, bugün dijital paraya doğru ilerlemektedir. Dün sarrafın terazisindeki altın, bugün banka hesabındaki rakam, yarın dijital cüzdandaki para ekonomik hayatın aracı olacaktır. Para değişirken onun hukukunu ekonomik gerçeklikten koparmak mümkün değildir.
Altın kendi bünyesinde reel değer taşırken kâğıt para güven, devlet otoritesi ve satın alma gücüyle değer kazanmaktadır. Bu farklılık özellikle enflasyonda görünür hâle gelir.
Yüz gram altın bir yıl sonra yine yüz gram altındır; fakat yüksek enflasyonda yüz bin lira bir yıl sonra aynı rakamı taşısa bile aynı değeri taşımaz.
Kur’an “Ana mallarınız sizindir” (el-Bakara 2/279) derken çağımızın önüne önemli bir soru koymaktadır: Ana para rakam mıdır, değer midir?
Enflasyonu gerekçe göstererek her fazlalığı meşrulaştırmak ne kadar yanlışsa, paranın satın alma gücündeki gerçek kaybı görmezden gelerek bir tarafın servetini diğerine aktarmak da o kadar adaletsizdir.
Ribâyı yalnız bankaların kapısında aramak ise daha büyük resmi görmemektir. Dün sarraflar, bugün bankalar, yarın dijital finans kurumları vardır.
Kurumlar değişir; haksız kazanç değişmez. Bankadaki faizi tartışırken altın ve döviz piyasasındaki sömürüyü, işçinin eksik ücretini, üreticinin çaresizliğini, tüketicinin aldatılmasını görmezden gelemeyiz.
Aynı ölçü kamu ekonomisi için de geçerlidir. Verginin kimden ne kadar toplandığı, toplanan gelirin nerede ve kimin yararına harcandığı; kazanç sahibinin kamu hakkı olan vergiyi ödeyip ödemediği de iktisadî adalet meselesidir.
Haksız vergi de vergi kaçırmak da hakkı sahibinden başkasına taşıyabilir.Bunlara teknik anlamda ribâ demek doğru olmayabilir; fakat ribâ yasağının mücadele ettiği bâtıl kazanç ve haksız servet transferinden bağımsız da düşünülemez. Sömürünün de milliyeti yoktur.
Bir milletin kaynaklarını başka milletlerin haksız biçimde kullanması dış sömürü, aynı toplum içinde güçlünün zayıfın emeği ve ihtiyacı üzerinden servet biriktirmesi iç sömürüdür.
Birinde milletlerin, diğerinde insanların ekonomik özgürlüğü zedelenir. İsimler farklıdır; kaybedilen şey aynıdır: emek, hak ve özgürlük.
Bu nedenle faiz ile ribâyı bütünüyle özdeşleştirmek de birbirinden tamamen koparmak da yeterli değildir. Ribâyasağını yalnız bankadaki faiz hesabına hapsettiğimiz gün, Kur’an’ın büyük iktisadî adalet ufkunu küçük bir hesap işlemine indirgemiş oluruz.
Asıl soru şudur:
Kim, kimin emeğinden, hangi hakla kazanıyor? İslâm kazanca değil haksız kazanca, zenginliğe değil sömürüye, sermayeye değil insanın emeğini esir alan ekonomik düzene karşıdır.
Köleliğin görünen zincirlerini kırmak insanı hukuken özgürleştirmiştir; görünmeyen ekonomik zincirlerini kırmak ise onu gerçekten özgürleştirecektir.
Ribâ yasağı, işte bu nedenle yalnız bir faiz yasağı değil; emeğin, alın terinin, malın ve insan onurunun sömürülmesini önlemeyi hedefleyen ilahî bir iktisadî adalet ve özgürlük projesidir.
Prof. Dr. Hadi Sağlam İslâm Hukuku Anabilim Dalı Başkanı
Niş’te Beyin Kanaması Geçiren Gurbetçinin Naaşı Afyonkarahisar’a Götürüldü
1
Uluslararası Aktivistler Gözaltında: “Madleen” Gemisi Tartışmaları Alevlendirdi
161056 kez okundu
2
New York’ta, ‘Azınlık Toplumu Olarak Müslümanca Yaşam’ konulu konferans!..
150429 kez okundu
3
Solingen Kurbanları Filibe’de toprağa verildi!..
119001 kez okundu
4
DİTİB, Hessen eyaletinde İslam din dersi eğitimine devam edecek
109081 kez okundu
5
Katar Başbakanı resmi olarak ateşkesi duyurdu!…
60295 kez okundu
Filistin asıllı İsrail milletvekili Ahmed Tıybi: “Seçimler kader belirleyici nitelikte”
Türklerin Üsküp’teki Son 12 Yılında Neler Oldu? (1900-1912)
Milli hızlı tren için seri üretim başladı
Fon Krizi Borsayı da Vurdu
Lider Galatasaray, Süper Lig’de yarın Fenerbahçe’yi ağırlayacak
YTB, Avrupa’da Türkçeyi Yeni Nesillere Aktaran 90 Eğiticiyi Amsterdam’da Buluşturdu
Fransa’da Bir Kişinin Öldüğü Saldırı Sonrası EMISCO’dan Nefret Suçlarına Karşı Çağrı
Almanya’da Kış Saati 25 Ekim’de Başlıyor: Saatler Bir Saat Geri Alınacak
Derbide ilk golün önemi büyük
Kanada Başbakanlığından Türkiye ile stratejik ortaklığa ilişkin açıklama