DOLAR

32,2206$% -0.08

EURO

34,7265% 0.11

STERLİN

40,3635£% 0.11

GRAM ALTIN

2.396,93%0,17

ÇEYREK ALTIN

3.923,00%-0,58

BİTCOİN

1976398฿%-1.15387

İkindi Vakti a 16:58
Amsterdam PARÇALI BULUTLU 16°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Prof. Dr. Ata Atun

Prof. Dr. Ata Atun

11 Mayıs 2024 Cumartesi

Bölgesel Dengeler Hızla Değişiyor!..

Bölgesel Dengeler Hızla Değişiyor!..
0

BEĞENDİM

ABONE OL

– Prof. Dr. Ata ATUN

Türkiye’nin İsrail ile olan ticaretini tamamen durdurma kararı, önümüzdeki aylarda bir takım yeni gelişmeleri tetikleyerek, İsrail’in Filistin halkına uyguladığı saldırı, soykırım ve yok etme stratejisini derinden etkileyecek gibi gözüküyor.

İsrail, Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı 12’inci ülke konumunda.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2023 yılında Türkiye İsrail arasındaki ticaret hacmi 6,8 milyar dolar olup, bu alışverişin yüzde 76’sı Türkiye’nin İsrail’e sattığı mallardan oluşmakta.

İsrail, buna ilaveten kara yolu üzerinden yaptığı ithalatı, -özellikle petrol gibi stratejik ürünleri- Türkiye üzerinden yapmakta. Bu yüzden de, Türkiye’nin kendi toprakları ve limanları üzerinden İsrail’in üçüncü ülkelerden aldığı ürünlerin, üretim için gereksinim duyduğu, hammadde ve rezerv cevherlerin özellikle de İsrail’in Azerbaycan’dan aldığı petrolün sevkiyatına kısıtlama getirmesinin İsrail’in ekonomisini sıkıntıya sokacağı kesin. (Bu konuda İsrail’in Türkiye’ye bağımlılığı, Türkiye’nin İsrail’e olan bağımlılığından kat be kat fazla.)

Bu gerçekler göz önüne alındığında, Türkiye’nin, İsrail ile yapılmakta olan karşılıklı ticareti tamamen durdurma kararı, 20’nci yüz yılın son yıllarında birçok ülkenin Güney Afrika Cumhuriyeti’nde, Avrupa kökenli beyazların, diğer ırklardan üstün olduğu fikrini acımasızca uygulayan “apartheid” rejimine karşı uyguladığı izolasyonu, bütün mal ve hizmetlerin alım ve satışının durdurulmasını, siyasi ve diplomatik ilişkilerin kesilmesini içeren küresel izolasyon politikasına benzemekte ve çağrıştırmakta.

Güney Afrika Cumhuriyeti’nde bir asırdan fazla bir süre ile asker ve polis gücüne ilaveten beyazların hiçbir şekilde tutuklanmadığı kaba güç uygulaması ile apartheid rejimini sürdürmeyi başarmış Avrupa kökenli beyazların oluşturduğu son hükümet, bu küresel izolasyonların altında ezilmiş ve pes etmişti. Apartheid uygulaması da bir daha geri gelmemek üzere tarihin tozlu sayfalarına gömülmüştü.

Şunu da belirtmek de yarar var ki, Türkiye’nin bu kararı esas itibarıyla İsrail halkına yönelik değil. Bu kararın alınmasının nedeni, küresel izolasyon politikasıyla soykırım politikasını ısrarla sürdüren İsrail hükümetinin iktidardan gönderilmesi, Filistin halkına ve Gazze’ye yönelik saldırıların durması.

Özellikle bazı sağduyu sahibi ülkelerin de Türkiye’nin İsrail ile ticareti tamamen durdurmak uygulamasını örnek alıp ileriki günlerde İsrail ile yapmakta oldukları ticareti durdurma kararı almalarının, ABD’nin İsrail’e verdiği/vereceği tüm desteğe rağmen İsrail’i zora sokacağı kesin.

Bu aşamada, ABD faktörü ve Türkiye-ABD siyasi ve ekonomik ilişkileri ileri çıkmaya ve önem kazanmaya başlamış durumda. Birkaç gün evvel, ABD’de 57 Demokrat Partili Temsilciler Meclisi üyesinin, İsrail’in saldırılara devam etmesinin bölgeyi, İsrail’in ve ABD’nin göze alamayacağı boyutta bir savaşın eşiğine getireceğine değinerek ABD Başkanı Joe Biden’dan İsrail’e yapılan yardımların kesilmesini istemesi ve de ABD hükümetinin, Türkiye’nin bu kararını saygı ile karşıladığını açıklaması, bölgesel dengelerin değiştiğine işaret etmekte.

İleriki haftalarda, İsrail’in küresel desteği büyük oranda kaybedeceğini, hızla yalnızlaşmaya doğru gideceğini ve bunun sonucu olarak da soykırım yanlısı hükümetin iktidardan gideceğini, saldırıların duracağını ve Filistin devletinin tanınma yolunda büyük kazanımlar elde edeceğini söylemek mümkün.

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN
KKTC Cumhurbaşkanı Danışma Kurulu Üyesi
KKTC Cumhuriyet Meclisi 1. Dönem Milletvekili

Devamını Oku

Kıbrıs’ın Sahibi Biziz!..

Kıbrıs’ın Sahibi Biziz!..
0

BEĞENDİM

ABONE OL

– Prof. Dr. Ata ATUN

Bir dönemin ağızlardan düşmeyen cümlesiydi bu.

Arkalarını Atlantik İttifakına ve Hristiyan dünyasına dayamış Kıbrıs Rumları ve Yunanlar, Kıbrıs adasını kendilerinin özel mülkü, vatan toprağı, Büyük Bizans Krallığı’nın ayrılmaz bir parçası zannediyorlar, öyle davranıyorlar ve “Kıbrıs’ın sahibi biziz” diyorlardı.

Sırtlarını dayadıkları Atlantik İttifakına ve Hristiyan dünyasına güvenerek Kıbrıs adasını Kıbrıs Türklerinden temizlemek için günümüzde aynen Gazze’de yaşanan silahlı saldırılara dayalı soykırımı biz Kıbrıs Türklere uygulamışlardı.

“İnsan Hakları, Barış, Adalet” konularının bayrak taşıyıcıları olduklarını iddia eden Atlantik İttifakından ve Hristiyan dünyasından “Ne yapıyorsunuz, katliamları, soykırımı durdurun, insan haklarını çiğniyorsunuz” gibi sesler yükselmeyince de bizlere uyguladıkları acımasız soykırım 11 yıl devam etti.

Kıbrıs Türklerinin maddi manevi tüm yaşam imkanlarını silahlı saldırılarla ellerinden almalarını, Kıbrıs Türklerini ezmelerini, yok etmeye çalışmalarını, adanın yüzde üçü gibi küçücük bir bölge içine sıkıştırarak sadece nefes almalarına izin vermelerini kendilerine hak görüp, dış destekle başarılı olduklarını zannediyorlardı.

1968 yılında başlayan ikinci etap göstermelik sözde müzakerelerde, akıllarına estiğinde müzakere masasından kalkarlar, kendilerine yapılan barışçıl önerileri anında reddederler, hiç olmayacak ve kabul edilemeyecek öneriler yaparak Kıbrıs Türklerini köşeye sıkıştırırlar, zora sokarlar, suçlu konuma düşürmeye çalışırlardı.

Bu müzakerelerin en son aşamasında Kıbrıslı Türklere kısmi muhtariyet verilmesi üzerinde mutabakata varılmış olmasına rağmen, dönemin Rum lideri Makarios “Ben Kıbrıs Türklerine bırakın muhtariyet vermeyi, mahalle muhtarlığı bile vermem” diyerek müzakerelerin göstermelik yapılmış olduğunu gözler önüne sermiş ve sonlandırmıştı.

Rumların kafaları böyle bir kafa, Kıbrıs adasına sahip oldukları düşüncesi de bu düzeydeydi.

1974 yılının Temmuz ayında Yunanistan’daki Albaylar Cuntası adada darbe yapıp, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yıktıktan sonra “Kıbrıs Helen Cumhuriyeti”ni ilan edip, adayı da Yunanistan’a katıp Yunan toprağı ilan edince, durum aniden değişti. Garantör olan Türkiye, uluslararası tescil edilmiş garantörlük hakkını kullanarak, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası EK 1, Madde 4’de açıkça belirtilen şekil ve yöntemle lağvedilmiş 1960 Kıbrıs Cumhuriyetini tekrardan tesis etmek için müdahale etmek zorunda kaldı. Bu sayede Kıbrıs Türkleri esaretten kurtuldu ve adanın kuzeyinde egemen oldukları kendi devletlerini kurmayı başardılar.

Kıbrıs adasındaki silahlı çatışmaları durdurmak ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tekrar hayata geçirmek için 1977 yılında başlatılan müzakereler, 2017 yılında, müzakerelerin son etabının yapıldığı Crans Montana’da Rumların megalomanik ve maksimalist istek ve davranışları nedeni sonrası masadan kalkmaları ile son buldu.

Dünya üzerinde 1945 yılından beri süregelmekte olan Atlantik İttifakının gücü ve etkinliği azaldı. Hristiyan dünyası içinde Yunanlara ve Kıbrıs Rumlarına kayıtsız koşulsuz destek olan Rusya Federasyonu ve dostlarının siyasi ve ekonomik desteği son buldu. Süreç içinde Kıbrıs Rumların sırtlarını dayayıp horozlandıkları dağlar yıkıldı.

Biz zamanlar “Kıbrıs Adasının sahibi biziz. Biz ne dersek, ne istersek sadece o olur” diyen Kıbrıs Rumları ve Yunanlar, şimdi Kıbrıs Türklerini masaya oturtmak için yalvar, yakar oldular. Araya BM, ABD ve AB gibi Atlantik İttifakının güçlü ortaklarını sokmaya çalışıyorlar ama elde edebildikleri hiçbir olumlu sonuç yok.

Sıra, 24 Nisan 2004 tarihinde gerçekleştirilen Annan Planı referandumunda, Atlantik İttifakına ve Hristiyan dünyasına güvenerek “HAYIR – OXI” oyu kullanarak, çöpe atılmasına neden oldukları “Adadaki iki halkın BARIŞ içinde yaşamasına mani olmaları”nın bedelini ödemeye geldi…

Ağlaya ağlaya, bu bedeli de ödeyecekler….

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN
KKTC Cumhurbaşkanı Danışma Kurulu Üyesi
KKTC Cumhuriyet Meclisi 1. Dönem Milletvekili

Devamını Oku

ABD ve İsrail’in Çöküş Süreci mi başlıyor!..

ABD ve İsrail’in Çöküş Süreci mi başlıyor!..
0

BEĞENDİM

ABONE OL

-Prof. Dr. Ata ATUN

1973 Ekiminde yapılan Yom Kippur Savaşının ilk dört gününün sonunda Birleşik Arap Orduları İsrail ordusunu 3 cephede de yenmişti.

Rusya Birleşik Arap ordularını desteklerken, ABD de İsrail ordusunu desteklemekteydi.

Savaşta, Mısır ordusu güneyden Süveyş kanalının Doğusundaki Barlev hattını geçerek Tel Aviv’e doğru, Suriye Ordusu da kuzeyde ele geçirdiği Golan tepelerinden aşağıya inerek Kudüs’e doğru ilerlemeye başladı.

Doğuda da Irak ordusu Kudüs’e doğru ilerliyordu. Önlerinde kendilerine karşı koyacak bir İsrail birliği bile kalmamıştı. Libya da Birleşik Arap Ordusuna her tür maddi ve askeri yardımı yapmaktaydı.

Yenilginin açık olarak yaşandığı 4. günün sonunda İsrail Başbakanı Golda Meir, ABD Başkanı Richard Milhous Nixon’u arayarak Birleşik Arap Ordusunun tüm cephelerde İsrail ordusunu yendiğini ve 1187’de bölgede yaşanan Hittin Savaşı sonrasında Hristiyan ordusunun denize döküldüğü gibi İsrail ordusunun da denize döküleceğini, İsrail’in haritadan silineceğini belirterek nükleer başlıklı füzelerle, atom bombasını kullanmak için izini istedi.

ABD Başkanı nükleer başlıklı füzelerin kullanılmasını reddederek konvansiyonel askeri destek vereceğini belirtti.

Kıbrıs’taki Akrotiri (Ağrotur) İngiliz Üssü’nden Tel Aviv yakınıdaki Ben Gurion Havaalanına ve sahildeki Dov Hoz havaalanına hava köprüsü kurup her tür askeri ve mali desteği vermeye başladı.

Amerika’nın desteğiyle savaşın gidişatı değişti ve Yom Kippur Savaşı ABD destekli İsrail ordusunun zaferi ile sonuçlandı.

Yom Kippur zaferinden sonra İsrail ve ABD, birlikte İsrail’in haritadan silinmesini önleyecek tedbirler üzerinde çalışmalar başlattılar.

Bu çalışmanın sonucunda ilk adımda Birleşik Arap Ordusunu oluşturan Mısır, Irak, Suriye ve Libya’nın bir daha bir araya gelmemeleri ve güçsüzleştirilmeleri için iç savaş çıkartma kararını aldılar.

Bu kararın ilk etabında ABD’nin arabuluculuğu ve baskısıyla Mısır Başkanı Enver Sedat, İsrail Başkanı Menahem Begin ile Davos’ta görüştürüldü.

Ardından Mısır-İsrail dostluğu başlatıldı ve Mısır -İsrail lehine- devreden çıkarıldı.

Uzun vadeli arazi çalışması bittikten sonra da “Arap Baharı” adlı iç ayaklanmalarla Libya, Irak ve Suriye içten parçalatılarak iyice güçsüzleştirildi ve neredeyse Birleşik Arap Ordusunu oluşturmaları imkansız hale getirildi.

Orta Doğu’yu iyice parçalamak ve güçsüzleştirmek isteyen ABD, eski başkan Woodrow Wilson’un 1919’da yayınlattığı harita içeriğince bu süreç içinde Türkiye ve İran’ı da parçalamaya çalıştıysa da bunu başaramadı.

Yani, İsrail’in Filistin’e saldırısı, açık bir soykırım uygulaması, Filistin devletini yok etmek istemesi ve ABD’nin desteği ile İran’ı da bu savaşın içine çekme gayreti, gerçekte uzun vadeli Orta Doğu’yu parçalama senaryosunun kapanış bölümü.

Bu olayların sonucunda nelerin olacağı ve nelerin yaşanacağı az buçuk belli olmaya başlasa da dünyanın siyasi tarihine baktığımızda, uzun vadede bu işten zararlı çıkacak olan ABD gözükmekte.

Tek kutuplu dünya, -birçok ülkede ABD’ye karşı duyulan nefret ve düşmanca duygular nedeni ile- hızla iki kutuplu dünyaya doğru ilerlerken, ABD ve Avrupa Birliği mali ve askeri güç kaybına uğramaya başlayacak gibi.

Benim öngörülerime göre, dünya ticareti dolar hakimiyetinin dışına kayacak, 1973 Yom Kippur savaşından sonra ABD’nin piyonu ve kulu haline gelen İsrail de varlığını sürdürmekte zorlanacak.

Dileğimiz Anavatan Türkiye’mizin ve adamızın bu olacaklardan çok fazla etkilenmemesi…
…..
Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN
KKTC Cumhurbaşkanı Danışma Kurulu Üyesi
KKTC Cumhuriyet Meclisi 1. Dönem Milletvekili

Devamını Oku

Türkçe Niye Yok!..

Türkçe Niye Yok!..
0

BEĞENDİM

ABONE OL

– Prof. Dr. Ata ATUN/

Artık Rum Yönetimi siyasi ve mali çıkarları için peynir ekmek gibi adına “Altın pasaport” denilen Avrupa Birliği pasaportunu önüne gelene dağıtamayacak, veremeyecek zira Kıbrıs Rum Yönetimi Aralık ayında vatandaşlığa kabul konusunda önemli bir değişiklik yaptı. Bundan sonra vatandaşlığa kabul edilecek kişiler uluslararası yabancı dil sınav kriterlerine göre öncelikle B1 seviyesinde Yunanca konuşabiliyor, okuyabiliyor ve yazabiliyor olmak zorunda olacaklar. Duruma göre biraz daha düşük olan A2 seviyesi de kabul edilebilecek. Söz konusu bu özel “durum”un ne olduğu veya ne olacağı şimdilik belli değil.

Bakanlar Kurulunun onayladığı Yasa Tasarısını Temsilciler Meclisinin kabul etmesinden sonra Resmi gazetede yayınlanan Vatandaşlık yasasındaki değişikliğe göre sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti” vatandaşlığı için başvuruda bulunan bir yabancı, Kararnamede belirtilen söz konusu seviyedeki dil sertifikalarına dayalı olarak, Avrupa Konseyi Ortak Dil Referans Çerçevesi’nde belirtildiği üzere B1 seviyesinde Yunanca dil bilgisine sahip olması koşuluyla vatandaşlığa alınabilecek.

Bu koşula ilaveten bir de sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin çağdaş siyasi ve sosyal gerçekliğinin temel unsurları hakkında yeterli bilgi sahibi olduklarını” bilmeleri ve bu konuda yapılacak sınavı geçmeleri gerekecek. Bu sınavı da Rum Eğitim ve Adalet Bakanlıkları personellerinden oluşacak bir komite hazırlayacak, yapacak ve değerlendirecek.

Eğer sınava girecek adaylar, “1963-1974 yılları arasında Rumlar Kıbrıs adasına etnik temizlik yapmak için Kıbrıs Türklerine saldırdılar, yüzlerce Türk’ü acımasızca öldürdüler, evlerini barklarını yakıp yıktılar, mallarını yağmaladılar, hayvanlarına ve zahirelerine el koydular, Kıbrıs Türklerini toplu göçe zorladılar” derse yandı. Asla vatandaş olamaz.

Tümü de Rum olan komite üyelerinin duymak istediklerini söyleyip, Kıbrıs Türklerini ve Türkiye’yi kötülerse yüz üzerinde yüz alarak bu sözde “Tarih ve Kültür Sınavı”nı geçmiş olacak.

Ama işin içinde, yasa tanımazlık ve insan haklarını askıya almakvar. Sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti” Anayasasına göre geçerli diller Rumca ve Türkçe olmasına rağmen, bu değişiklik yasasının içinde “B1 seviyesinde Yunanca veya Türkçe konuşabiliyor, okuyabiliyor ve yazabiliyor olmak” gibi bir cümle yer almamakta. İstenilen koşul sadece ve sadece “Yunanca” bilmek ile sınırlanmış. Kıbrıs Türklerinin 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasına açık ve net olarak belirtilen Anayasal hakları hiç dikkate alınmamış. Zaten ne vakit alındı ki, bu sefer de alınsın. Varsa, yoksa tek geçerli olan Rumların hakları.

Bir de utanmadan, BM Genel Sekreterinin Kişisel Temsilcisi Maria Holguin’den mucizeler bekliyorlar ve elindeki sihirli değnek ile Kıbrıs’taki taraflara dokunarak müzakerelerin derhal2017 yılında CransMontana’da, -Rumların maksimalist istekleri ve de Enosis Kıbrıs adasını Yunanistan’a bağlamakhayaller nedeni ile -masayı devirdikleri yerden, ceplerindeki harita ve o dönemde verilmiş tavizlerin de geçerli olacağı şekilde başlatması için her yolu deniyorlar, dualar ediyorlar.

Vatandaşlığa dönecek olursak, aramızdaki Rum hayranlarının birçoğu Rumca bilmiyor. Eğer Kıbrıs Türklerinin vatandaşlıkları bu “Rumca konuşmayı, yazmayı ve okumayı” yeterli düzeyde bilmek konusunda revize edilip gözden geçirilecekse, bilin ki yandılar. Ha, kazanılmış hak derseniz, Rumların Türklerin elindeki tüm hakları nasıl aldığını, onlara nefes alma hakkı dahi vermek istemediklerini yaşadık, biliyoruz.

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç.Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN

KKTC Cumhurbaşkanı Danışma Kurulu Üyesi

KKTC Cumhuriyet Meclisi 1. Dönem Milletvekili

Devamını Oku

Doğu Akdeniz’de Temelden Değişiklikler

Doğu Akdeniz’de Temelden Değişiklikler
0

BEĞENDİM

ABONE OL

-Prof. Dr. Ata ATUN

Yirminci yüzyılın ikinci yarısında Kıbrıs konusunda Batı dünyası kayıtsız koşulsuz Rumları desteklediği için Rum Yönetimi kendini adanın tek ve mutlak sahibi zannediyordu. Adeta astıkları astık, kestikleri kestik mantığı ile hareket ediyorlar, Türklere istedikleri herşeyi kabul ettirebilecekleri inancı ve hayali ile yaşıyorlardı.

Bu düşünce ve mantığın son kalıntısı da, bir dönemin hızlı EOKA’cısı, 2013-2023 yılları arası Kıbrıs Rum Yönetiminin başkanlığını yapmış olan NikosAnastasiadis’ti. Kendini tüm Helen’ler gibi, Kıbrıs adasının mutlak sahibi ve hükümdarı zannediyordu.

Kendisi Kıbrıs Türklerine neyi lütfederse, Kıbrıs Türklerinin de kayıtsız koşulsuz ve itirazsız boyun eğiplütfettiklerini kabul edeceğini sanıyordu. Bu mantık ve düşünce ile de 2017 yılında CransMontana’daki müzakerelerde şart koştuğu “Sıfır Garanti ve Sıfır Asker” teklifi kabul edilmeyince de, kendinden emin bir şekilde masayı devirdi, kalktı gitti ancak 2017 yılında devirdikleri müzakere masası şimdi başlarına geçti.

Bugün, Kıbrıs Türklerini müzakere masasına oturtmak, 50 yıldır bilerek sonuçlandırmadıkları federasyon temelli müzakereleri başlatıp bir elli yıl daha sürdürmek için ağlayıp zırlıyorlar. Çalmadık kapı, yüzlerini sürmedikleri etek, öpmedikleri el ve ağlamadıkları duvar kalmadı.

Her hatanın bir bedeli var. Asırlardır kendilerini kayıtsız koşulsuz destekleyen BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi olan dindaşları Rusya, Ukrayna savaşı nedeni Batı dünyasının kuyruğuna takılan Rumları defterden sildi. Artık Rumların arkalarında durmadıkları gibi Kıbrıs konusundaki isteklerine de destek çıkmıyor.Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova’nın son açıklaması durumun vahametini ortaya koyuyor.

Türkiye ile KKTC arasındaki deniz bölgesinde, Deniz Bilimleri Enstitüsü’nün temel araştırma gemisi olan Bilim-2 oşinografik araştırma gemisinin araştırma yapabilmesi için Türkiye’nin NAVTEX yayınlaması ve 5 Mart-15 Mart tarihleri arasında NAVTEX’te belirtilen koordinatlar içinde Bilim-2 gemisinin araştırma yapmağa başlamasına, boyuna posuna bakmadan “antinavtex” ilan edenKıbrıs Rum Yönetimi ve sırtını dayadığı AB itiraz etmeye cesaret edemedi.

Zaten Türkiye’nin ilan ettiği Navtex’e ve Navtex’de belirtilen bölgeye Kıbrıs Rum Yönetiminin, hamisi Yunanistan’ın ya da ağababaları AB’nin müdahale edebilmesi bugünkü koşullarda söz konusu bile değil.

Kıbrıs Türklerinin, Kıbrıs konusuna çözüm bulmak içerikli müzakerelerin başlaması doğrultusunda öncelikle içeriğinin tespit edilmesi amaçlı ortaya koydukları koşullar, artık üçüncü taraflarca da desteklenmekte.

Özellikle “İnsanlık dışı ambargoların” tümden kaldırılması, KKTC’ye “Doğrudan Uçuşların” başlaması, Ercan Havaalanın uluslararası tanınması, Mağusa limanının uluslararası ticarete açılması, “Doğrudan Ticaretin” ve her iki taraftaki ticaret akışının güçlendirilmesi, bölgeden çıkarılacak hidrokarbon ürünleri konusunda ortak yönetim ve gelir paylaşımı temelinde görüşmelerin başlatılması, su ve benzeri doğal kaynakların ortak yönetimi ve kullanımı, elektrik enterkoneksiyonu ile yenilenebilir enerji kaynaklarında işbirliği, düzensiz göç konusunda işbirliği ve mayınların temizlenmesi için ortak planlama yapılmadan, Kıbrıs konusuna çözüm bulmak içerikli müzakerelerin nasıl ve hangi içerikte olacağının konuşulması mümkün değil.

Ne diyorduk; Devir değişti. Artık Kıbrıs Rumlarının ne isteyip ne istemediği değil, Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye’nin ne istediği önemli.

…………….

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç.Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN

KKTC Cumhurbaşkanı Danışma Kurulu Üyesi

KKTC Cumhuriyet Meclisi 1. Dönem Milletvekili

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.