DOLAR

32,2206$% -0.08

EURO

34,7265% 0.11

STERLİN

40,3635£% 0.11

GRAM ALTIN

2.396,93%0,17

ÇEYREK ALTIN

3.923,00%-0,58

BİTCOİN

1976398฿%-1.15387

İkindi Vakti a 16:58
Amsterdam PARÇALI BULUTLU 16°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Prof. Dr. Hadi Sağlam

Prof. Dr. Hadi Sağlam

30 Nisan 2024 Salı

1 Mayıs Emek Sömürüsüne İsyanın haykırış günüdür!..

1 Mayıs Emek Sömürüsüne İsyanın haykırış günüdür!..
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Emek sömürüsünün hâlâ devam ettiği günümüzde, 1 Mayıs gününe bayram mı denirmiş bilemiyorum.  Vicdanların isyanının birleştiği haykırış gününe, bayram mı denirmiş onu da bilemiyorum.

1 Mayıs, bireysel olarak seslerini duyuramayan emekçilerin, toplu haykırış gününe hoş geldiniz. Belki bu gür ve birlikte sesinizi, toplu haykırışınızı, haklarınızı almak için uzaklara duyurabilirsiniz.

Belki emekçilerin ve emeklilerin, bu dargın ve yaralı yüreklerinin feryatlarını ve haykırışlarını duyanlar olur. Heyhat…! Emekçileri dünyamızda kim duydu, kim bildi, kim anladı bilemiyorum. Sana bayram demişler ama sen bayram günü değil belki de hâlâ hüzün günümüzsün.

Emek bir ana gibidir. Her şey emekten doğar. Emeğin doğurganlığına da selam olsun. Nasıl ki anamızın o nasırlı  elleri öpülmeye laikse, emekçilerin o nasırlı ellerinin öpülmesi de bir ibadettir bunu da  bilesiniz.

1 Mayıs emek sömürüsüne isyanınızın ve feryadınızın tevhidi için bugün bir araya gelmiş bulunuyorsunuz. 1 Mayıs emek sömürüsü günü, ezilmişlerin yüreklerinin aynı noktada atıp tevhit olduğu bir gündür.

Emek sömürüsü, adeta tek kalp taşıyan yüreklerin, adaletsizliklere isyanının haykırışı olsa gerektir. Emek sömürüsü, gasp edilmiş alın terinin isyanının toplu haykırış günüdür.

1 Mayıs günü, emek sömürüsü düzenine isyanın, bir feryat günüdür. Emek sömürüsü, bir riba düzenidir. Aslında 1 Mayıs bu riba sömürü düzenine  karşı bir haykırış günü olsa gerektir.

Riba düzeni, bir tür emek sömürüsü düzenidir. Emek sömürüsü, aslında kamu düzenine bir isyan hareketi olsa gerektir. Bu da hukuk düzenine ve hukuk devletine bir özlemin haykırışıdır. Emekçi haklarının icrasının adaletine bir çağrı günüdür.

Emek sömürüsü, Allah’a ve Resulüne bir savaş ilanı kabul edilmiştir. Emek sömürüsü, bu riba sömürü düzenine toplu bir başkaldırı ve tevhid hareketi olsa gerektir.

1 Mayıs, haksız kazanca, emeğin sömürüsüne vicdanların isyan hareketidir.  Doğal düzene karşı kapitalizmi hâkim kılmaya çalışanları, adalete çağrı hareketidir. 1 Mayıs, kapitalizmin bu sömürü düzenine nefretin ve isyanının bir haykırışıdır.

Desene 1 Mayıs emek sömürüsü olan ribanın toptan reddi günüdür.  1 Mayıs, kapitalizmin riba düzenine son verilmesine bir haykırış günüdür. Vahyin emrettiği, iktisadi adaleti kurmaya çağrı günüdür.

Bugün dünyada emekçiler, alın teri sömürülenler, bakışlarını ufuklara çevirmişlerdir. Sözleşmeliler, bakışlarını uzaklara çevirmişlerdir. Emekliler, bakışlarını uzaklara çevirmişlerdir.

Mazlumlar, bakışlarını uzaklara çevirmişlerdir. Ücretliler, bakışlarını uzaklara çevirmişlerdir.  1 Mayıs günü, adeta ücret dengesizliklerinin ve haksızlıkların bir haykırış günüdür.

Bu ücret dengesizliklerinin tevhidinin haykırış günüdür. Desene mağdurlar, mazlumlar ve mustazaflar bugün ellerini açmış uzaklara haykırıyorlar. Bu haykırışı ideolojik gayelerine mahkûm edenleri de kınıyorum. Her şeyi istismar ettiniz gibi bari emekçileri ve emeklileri istismar etmeyin, saygı duyunuz.

Öyle ki 1 Mayıs emeğin sömürüsü, alın terinin gaspının isyan günüdür. Bugün emekleri sömürülenler, toplanıp birlikte uzaklara bakıyorlar. Uzakların depremi şiddetli olur bilesiniz.

İslam dini adeta bir denge, terazi ve tevhit dinidir. Sosyal hayatta adaletin terazisinin tevhidini kurmayı hedeflemiştir. Kadın ve erkek arasında, dengenin tevhidini kurmayı hedeflemiştir.

Emek sermaye arasında, dengenin tevhidini kurmayı amaçlamıştır. Devlet ve vatandaş arasında, dengenin tevhidini kurmayı amaçlamıştır. Suç ve ceza arasında, kısası denge olarak önermiştir.

Fakir ve zengin arasında, tevhidin dengesini kurmayı hedeflemiştir. Alıcı ve satıcı arasında, terazinin denk tutulmasını önermiştir. Sınıfsız bir toplum kurulmasına özen göstermiştir. Bunun için İslam, işini düzgün yapmayı en güzel insan kabul etmiştir.

Kendisine yapılmasını istemediği bir iktisadi yolculuğa da izin vermemiştir.   Desene İslam dini, haklı ve haksızı belirlemek için genel kurallar koymuştur. Bu kuralları da tevhide boyamıştır. Emekçilerin aleyhine tevhid bozulmuşsa tuz kokmuştur bilesiniz.

Bugün kervanımız şaha doğru ilerlemektedir bilesiniz.  Bugün emekçiler bizleri çok ağlattınız, hakkımızı verin, güldürün bizi der gibidirler.  Elden ve ayaktan düşmüş emekçilerin ve emeklilerin, takati da artık kalmamıştır.

Bugün her bir emekçi, adeta elden ve ayaktan kesilmiş, emekli olmuş, köleliğe esir düşmüşlerdir. Tutun elimizden kaldırın bizi der gibidirler. 1 Mayıs günü, takati tükenen emekçilerin, el ele tutuşup feryat ettikleri bir gündür. Sen de emekçinin hak divana varmadan, o  nasırlı ellerinden tut bu fermanı hakanına götürmelisin.

1 Mayıs emekçilerin dertlerine derman arama günüdür.  Emekçilerin emeklerini yâre kurban eylediği gündür.  Emekçiler bugün artık arı gibi baldan ayrılmışlardır. Emekçiler bugün bülbül gibi, gülden ayrılmışlardır.

Güllere baykuşlar konmuş, buralardan git bülbül nağmelerini dinler gibidirler. Desene efendi, bey ve amele gibi sınıfsal ayrıcalığa, bir isyanın haykırışını duyan, bilen var mı bilemiyorum. Emekçiyi soymak yakışır mı kemale onu da bilemiyorum.

Bugün 1 Mayıs, kırılan, darılan ve susan emekçilerin bir haykırış günüdür. Emekçilerin yürek yarasından sakınmak gerekir bilesiniz. Yürek yarasının cihanda merhemini bulamazsınız bilesiniz.

Emekçinin ahı insanlığı perişan eder bunu da bilesiniz. Emeği sömürenlerin, elinden gelirse sen de gönlünü yıkma ki tamiri yoktur. Yine de bilesiniz ki yıkık gönüllerin ahı yıkar âlemi.  Emekçiler, toplumun gülleridir. Gül olmayan yerde bülbül öter mi bilemiyorum.

Vicdani adaletin terazisi bozulmuşsa, tuz kokmuştur, yapılacak bir şey var mıdır bilemiyorum.

Emek ve sermaye dengesinin kurulması, toplumların sosyal barışı kurabilmeleri için önemli bir ilkedir. Hemen bütün toplumlarda, emek ve sermaye dengesizliğinden taraflar arasında sorun çıkmaktadır.

Emek ve sermaye dengesini kuran toplumlar, barış ve huzuru yakalamışlardır. Emek ve sermaye dengesini kuramayan toplumlar, hep birbirleriyle çatışmışlardır. Çatışan toplumlar da terakkiyi sağlayamamışlardır.

Emek sömürüsü bir tür riba olarak görülmüştür. Sermayenin garantili getirisi ve emek sömürüsü, mahza hâksiz kazanca sebebiyet vermiştir. Emek ve üretimden değil de paradan para kazanma dönemine evrilmişlerdir. Toplumun sosyal barışına isyan etmişlerdir.

Toplumlar emek ve sermaye dengesini kurdukları ölçüde, sosyal adaleti ve sosyal barışı da kuracakları malumunuzdur. Dünyada adil bir ekonomik düzen kurmak, her insanın ve her Müslümanın görevidir. S

en çalış ben yiyeyim, başkasının alın terinin haksız bir şekilde elde edilmesi büyük bir günah sayılmıştır. Emek adeta tohumdur, tohumu bozarsanız geleceğinizi tehlikeye atarsınız bilesiniz.

Başkasının mazlumyetinden ve mağduriyetinden istifade etmek iğrenç bir gelir elde etme yöntemidir. Emekleri sömürüp kullanıp zengin olanlar, kefeni kaliteli olsun diye çalışanlar gibidirler.

Bunun için İslam, edimler arasındaki dengesizliğin her türünü yasaklamıştır. Bunun için İslam, gabn, garar ve riba’yı yasaklamıştır. Emekçilerin elleri bir ananın eli gibidir. Analarımızın ellerini öptüğümüz gibi, emekçilerin de o nasırlı ellerinden öpüyorum.

Bu dünya, emekçilerin bir pulunu almaya bile değmez. Oysa bugün emekçileri, koklayıp yere attığımız güle benzetiyorum. Emekçiler ve emekliler, o alın teriniz ne kadar da kutsaldır bilesiniz.

Emekçiler, en güzel kokudan bile, o alın teriniz daha da kutsaldır ve güzel kokar bilesiniz. Emekçileri koklayıp yere attığımız güller gibi yere atmayalım. Bu dünya incittiğimiz güle bile değmez bilesiniz. Emekçilerin, 1 Mayıs emek bayramını en kalbi duygularımla kutluyor,  saygılar sunuyorum.

Devamını Oku

Kendi kendini sömüren toplumlar!..

Kendi kendini sömüren toplumlar!..
0

BEĞENDİM

ABONE OL

– Prof.Dr. Hadi SAĞLAM

HABERİN VAR MI? 

Ramazan biletini almış haberin var mı? Ramazanın son on gününe girmiş bulunuyoruz. İtikâf mı? O da nedir? Desene Akif olmaktır. Kendimizi kabre koymaktır. Tek gerçeği görmektir. Yalan dünyayı terk etmektir.

Kendimizi bulmaktır. İbadete çekilmektir. Kendini devletine ve milletine adamaktır. Mescitte veya evinin bir köşesinde hak divana durmaktır. Ümmetin ve devletin beratını almaktır. İnsanlığa dua etmektir.

İtikâf, Ramazanın son 10 gününü bir ülkede veya bir beldede veya bir köyde yapılması adettendir. Toplum adına temsilciler seçilir. Mevlanalar, Yunuslar aranır.

Devletimiz, milletimiz ve geleceğimiz dua ederiz. Çünkü için vakit dua vaktidir. Manevi hayatımıza tohum saçma günlerine giriyoruz. Mazlumlara ve mağdurlara dua anıdır.

Dualarımızın daha yoğun kabul olman zamanına giriyoruz. Bu kadim geleneğimiz camide olabileceği gibi evimizde de olabilir.

Evlerde genellikle kadınlar itikâfa niyet ederler. Kadiri mutlaksın divanında dururlar. Manevi mecliste ümmetin geleceğini onarlar.

Bin aydan hayırlı olan kadir gecesini yakalayabiliriz. Bu fırsatı güzel değerlendirebiliriz. Ramazan adı üzerinde günahları yakma ayıdır. Temizlik ayıdır. Tövbe ayıdır.

İtikâf fiili dua sonrası hasat vaktidir. İtikâf, tüm afet ve virüslerden temizlik fırsatıdır. Duanın kabul anıdır. Merhamet ayının berat vaktidir. Yarla yarı ğarın sohbet vaktidir.

Kim bilir tevhidin kudret vaktidir. İtikâfınız beratınız olsun.

Saygılarımla

….

Ne yazık ki bugün bilimin ve bilim adamının değeri yerlerde sürünmektedir.

Ancak bilinmelidir ki tarihten günümüze doğru bilgi ve fikirler, hiçbir devirde yok sayılarak, yok edilememişlerdir.

Bazen diyorum ki keşke İslam dininin özgürlük ve birey olma ilkesini anlayabilseydik.

Keşke her insanın bir dünya olduğunu, hiçbir kimse, başka bir kimsenin kulu ve kölesi olmadığının bilincinde olabilseydik.

Allah’ın nimetlerinden kardeşçe istifade edebilseydik. Ulvi gayelerimizin etrafında toplanabilseydik.

Asli sorumluluğumuzu idrak edebilseydik. اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ “Müslümanlar kardeştir” ilkesi benimsenerek sözde değil özde bir toplumsal yapı kurabilseydik. Heyhat…!

Keza hak edene hakkını verebilseydik. Geleceğe umutla bakabilseydik. Birbirimizin yüzüne bakabilecek kadar dürüst olabilseydik.

Bu dünya hiç böyle olur muydu? Bazen diyorum ki hiç yazmayayım. Çünkü yazı ve söz dönemini çoktan aştık bile. Ama yine de bazen yazıyorum işte.

Yazılarımda hiçbir kesimi hedef almıyorum. Bir suçlu varsa o da benim ve biziz diyorum. Başaramadık. Müslümanlar olarak başaramadık. Üzgünüm ve dargınım.

Artık konuşma ve yazma döneminin bittiğini biliyorum. Bugün belki yazı ve söz döneminin israf olduğu dönemlere girmiş bulunuyoruz.

Artık toplumların yapısal ve iktisadi değişimine zemin hazırlanıyor. İnsan geçim için geleceğinden endişe duyduğu dönemlere giriyor gibiyiz.

Belirsiz bir dönem olan cehennem gibi bir döneme mi giriyoruz bilemiyorum. Doğrusu yeni bir toplumsal yapıya eviriliyoruz.

Günümüzün toplumları bugün birbirlerini sömürerek yaşamaktadırlar. Bugün iki çeşit sömürü vardır. Biri iç sömürü, biri de dış sömürüdür. Siyonizm ve Batı refahını dış sömürü üzerine kurmuşlardır.

Dış sömürgeciler kendi insanını sömürmezler. İç sömürgeciler yabancıları sömürmeyip kendi insanını sömürürler. İç sömürge hücrelerin kendi kendisini yemesi gibidirler.

Bu iç sömürünün araçları enflasyon, faiz, siyaset, din istismarı olarak nitelendirilebilir. Daha önceki yazılarımda enflasyon hırsızı ve faiz sömürüsünden bahsetmiştim.

Keza ülkelerde iki tip maddi ve manevi iç sömürü bulunmaktadır: Bunlardan biri aldatarak ve kandırarak sömürürler.

Bunlar yalanı da derler haramı da yerler. سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ أَكَّالُونَ لِلسُّحْتِ Böylece kutsal kavramları, ticaretine ve siyasetine alet ederler.

İkincisi devleti ve kurumlarını ele geçirerek ganimet gibi paylaşırlar. Tarihteki ganimet dağıtma kültürünü kurumlara taşırlar. Bu sömürü siyasal sömürü olarak nitelenebilir.

Gelişmemiş ve hukuk düzenini kuramamış toplumların kaderi budur. Şimdi bu sömürüler hakkında kısa bir açıklama yapalım.

BİRİNCİSİ: Siyasi Sömürü

Gelişmemiş, kâmil devlet olamamış toplumlar ve devletlerde, siyasi sömürü hep tavan yapmıştır.

Zira toplumlar ve devletler, yolsuzlukları ve usulsüzlükleri, örf ve adet haline getirmişler, sonuçta hak kavramı dejenere olmuştur.

Hak etmediğini alma ve yeme kültürü oluşmuştur. Haksız gelir elde etme bir yaşam biçimi haline dönüşmüştür. Alın terine isyan edilmiştir.

Bu usulsüzlük ve yolsuzluk, bir yaşam biçimine dönüşmüşse, bu haksızlık adeta hak edilmiş kazanç olarak görülmüştür. Helal ve haram kavramlarına isyan edilmiştir.

​Halk bu usulsüzlüğü yaşam biçimi haline dönüştürmüşse, bunları temsil edecek siyasetçinin de öyle olması kaçınılmaz olacaktır.

Halk ne ise siyasetçi de o olacaktır. Desene bir ülkede siyasal ahlaksızlığın varlığı, toplumsal ahlaksızlığın varlığını göstermektedir.

Böyle toplumlarda siyaset, iç sömürgecilik sistemi oluşturabilir. Kendi ülkesini ve milletini sömürebilir. Kendi gibi düşünmeyen insanlara zülüm edebilir.

Bu tür siyaset sayesinde, kendi ülkesini ve milletini sömürmek ciddi bir ahlak sorunu haline gelmiştir.

Böyle bir toplumun değer yargılarının dip yapmış olduğu görülür. Bu sömürü iştahı siyasete ilgiyi daha da artırabilir.

Herkes siyasete kutsallık atfederek, bu sömürü sistemlerini devam ettirmek için çalışırlar. Daha kolay kazanç elde edeceklerini ve geleceklerini teminat altına alacaklarına inanırlar.

Tarihten günümüze siyaseti önceleyen insanlar, hak için mi mücadele ederler yoksa leş için mi mücadele ederler bilemiyorum.

Sözlerinde hakkı dile getirseler de eylemlerinde bunu göremiyorsak bir sorunumuz var demektir.

Eee ne de olsa herkes cennete gitmek ister. Bu tür siyasette devletin kurumlarını adeta ganimet dağıtımına tabi tutarlar.

Klasik dönem savaşlarından elde edilen ganimetleri dağıtır gibi kurumları kendi siyasetinin ganimeti olarak görürler.

Devletin kurumlarını halkın hizmetinden çok siyasi örgütlerin rant kapısına dönüştürürler. Bu ganimet dağıtımıyla adeta kendi cennetlerini kurarlar.

Allah (cc) pardon devlet, malı istediğine verir rivayetlerine de sığınırlar. Ancak bir insan ne vicdanını ne de Allah’ı aldatamaz.

İKİNCİSİ: Dini Sömürü

İkincisi ise iç sömürüdür. Bu da Allah ile aldatarak din sömürüsü yapmaktır ki bu daha iğrenç bir kazanç yöntemidir.

Peygamberimiz din ile kazanç elde etmenin, iğrenç bir kazanç olduğunu ifade etmişlerdir.

Keza Allah, kendisine ulaşmak için aracılığın her türlüsünü yasaklamış, dini alet ederek aldatmayı da yasaklamıştır.

Peygamberimiz de bizi aldatan, bizden değildir buyurmuşlardır. Bugün âdeta din pratisyenliği ve din esnaflığı yapanları da görüyoruz.

Bilinçli değilse birbirlerine ok sallayan zümrelerin, din ve şeriat ilişkisini iyi anlayamadıkları da ortadadır.

Her ne kadar kendisini klasik eserlerle donatmış olsa da bir metodolojik düşünmenin olmadığı da ortadadır.

​Tarihten günümüze din esnaflığı ve tüccarlığı yapanlar, iğrenç kazanç elde ederler ki bunlar dine de en büyük zararı verirler. Kendilerini de mutlak doğrunun tarafı olarak görürler.

Başka düşüncede olanları da tekfirle ve sapıklıkla suçlarlar. Bu talihsiz beyanlarla İslam dinini adeta Galatasaray ve Trabzonspor maçları gibi ideolojik bakarlar.

​Öte yandan Allah’ın dinini vekâletle yaşama sistemi de bulunmamaktadır. Müslüman ipleri başkası tarafından oynatılan bir kukla da değildir.

Müslüman başkasının kafasıyla dolaşan bir insan da değildir. Zira Kur’an Allah’a ulaşmak için aracılığın her çeşidini yasaklamıştır. Kendilerinin dar akıl çaplarına göre vesileler bulurlar.

Mekke Müşrikleri gibi Allah adına konuşarak, Allah’a ortak koştuklarının bilincinde bile değillerdir.

Allah dinin koruyucusu benim dediği halde, adeta kendilerini dinin sahibi görürler. Bu cehalet ne yazık ki günah olarak kendilerine yeter.

Cehaletin tahsilini yapan bu tür kimseler, mürekkep cehaletlerini devam ettirirler. Farklı düşünen insanlara sille sallayıp gezerler.

Öyle ki Müslümanlar, Hristiyan saplantısı olan aracılığı tekrar diriltmenin gayretleri içerisindedirler.

Oysa namaz kılan insan, namaza ellerini kaldırdığı andan itibaren, Allah ile doğrudan irtibata geçmektedirler.

Namaz kılan insanın aracılar edinmesi, namaz ibadetini doğru anlamadığı ile ilgilidir.

Namaz kılan hiç bir aracıyı kabul edemez. Kendi akıl çapına göre yaptığı yorumları mutlak doğru addedemez.

Keza Bugün Kur’an’ın özünü ve ruhunu kavrayamadığımız için onun kabuğuyla ve lafzıyla boğuşuyoruz.

Oysa insanlık geçtiği aşamaya bir daha geri dönmeyecektir. Kavramlar, insanlar, yasalar doğar, yaşar ve ölürler. Ruhları baki kalsa da maddi kimlikleri sonludur.

Sürekli akan sosyal ve iktisadi hayat yeni düzenlemelerin yapılması da zorunludur. Aksi takdirde değer özelliğini kaybeden yasalar zaten pratikleri de olamaz.

İnsanları aldatarak, onların duygularını istismar eden her türlü sinsi tuzaklara dikkat edilmelidir.

Müslüman kendi için yapılmamasını istemediği bir ticareti ve davranışı kardeşine asla yapmamalıdır. Kendisine teslim olan müşterisini aldatmamalıdır.

Siyaset, problemleri çözme ve insanların daha refah içerisinde yaşaması için insana hizmet makamlarıdır.

Siyaseti ve dini bir geçim kaynağı yapmaktan çok halka hizmeti öncelemediğimiz sürece bu sömürü devam edecektir. Zamanla bu sömürü, insan olma vasfını unutturarak zülüm boyutuna ulaşabilir.

Bunun için iki tür maddi ve manevi iç sömürüye de son vermeliyiz. Toplumu bir arada tutan manevi ve psikolojik sermayemizi tüketmemeliyiz.

Peygamberimizin kurduğu adil bir devlet için yollara düşenlere selam olsun Adil ve hakça bir düzen kurmak için siyasi ve dini alandaki yiğitlere de selam olsun.

Hak yolda yürüyenlere selam olsun. “Hak gelince batıl zail olur” bilesiniz. Saygılarımla.

Devamını Oku

Hoş geldin Ramazan

Hoş geldin Ramazan
0

BEĞENDİM

ABONE OL

– Prof. Dr. Hadi SAĞLAM

İlahi Ramazan, ne kadar da değiştin. Barınağımız, sığınağımız Ramazan.

Musibet yağmurlarında kalemizsin Ramazan. Yetime, yoksula babasın be Ramazan. Mazluma, mağdura anasın be Ramazan.

Zünüp ve seyyiatımızın affına umutsun be Ramazan. Derbeder ve çilekeşe damarsın be Ramazan. Kanayan yaralarımıza dermansın be Ramazan.

Eyvah…! koyun can derdinde, kasap et derdinde be Ramazan. Çiçeklerimiz, umutlarımız soldu be Ramazan.

Yağmurun yağmasını, güneşin doğmasını bekliyoruz be Ramazan. Çimlerimiz hep çiğnendi be Ramazan.

Ramazan ayı muhasebe ayıdır. Adeta ödenmeyen vergilerin ödenme, kaçırılan imkânların tekrar kazanma ayıdır. Ramazan ayı, fırsat ayıdır.

Fırsatın kazası olmaz bilesiniz. Desene ramazan ayı, insanlık ayarına, format ayıdır. Zihinsel imana çağrı ayıdır. Zihinsel gusül abdesti alma ayıdır.

Yeryüzüne son çağrı olan Kuran’ın ilkelerine davet ayıdır. Yazılım ve donanımıza format ayıdır. Ramazan’da berat etmek de vardır, ceza almak da vardır.

Zira Ramazan ayı karar ayıdır. Eyvah desene Ramazan, hâkimi mutlakın karar ayıdır. KARAR…! BERATINA VEYA CEZALANDIRILMASINA. Beraatını alanlardan eyle bizi Allah’ım. AMİN.

RAMAZAN AYINDA HERKES EMNİYETTEDİR.

Ramazan ayı, haram aylar gibidir. Desene Ramazan ayı, bir sığınaktır, bir barınaktır. Haram ayda amir memuruna, memur amirine dava açamaz, ceza veremez, vermemelidir.

Çünkü Ramazan ayı merhamet ayıdır, sabır ayıdır. Bin aydan hayırlıdır, kadrini bilelim. Bu ayda adalet, merhametin vekilidir. Bazen de merhamet adaletin vekilidir bilesiniz.

Ramazanda öğretmen, öğrencisine dikkat etmelidir. Amir, memuruna dikkat etmelidir. Baba, yavrularına dikkat etmelidir. Devlet, vatandaşına dikkat etmelidir.

Ramazan misafirimizi uğurlamamız gereklidir. Misafir varken kendimize çeki düzen vermeliyiz. Elimiz, dilimiz ve soframıza anlam katmalıyız.

Ramazan, dertlerimize derman arandığı ayın adıdır. Yaralarımızın sarıldığı, ayın aydır.

Fakirin ve yoksulun sığınak ayıdır. Öyle ki bugün insan, sığınacak bir liman, tutunacak bir dal arıyor. Desene havada bulut var bu ne dumandır.

Giden gelmiyor, acep nedendir. Ramazan sermayesi sevgi olanların ayıdır. Sevgi kültürü özlemiyle… Yoksa BAYRAM GELMİŞ NEYİME…!

Öyle ki her dönem, susuz ve suskun insandan korkulur. Desene Ramazan ayı medeniyet ayıdır.

Medeniyet, bireyin iyi ve kötü duygularını paylaşılacak kadar özgür olmasıdır. Sözün dahi emanet olduğu ortam kurmaktır. İnsan doğup ta insanca yaşamaktır.

​Mümin ve kâfir berrak su gibidir. Mümin ve kâfir net insan demektir. Ancak biri tatlı, biri de acı su gibidir.

Münafık ve müşrik ise bulanık su gibidir. Her ikisi de yan sanayi ürünü, ara mamul gibidir. Bulanık suda boğulan ve avlanan çok olur.

Desene dibi görülmeyen suda paça sıvanmaz, dere geçilmez derler ya. Bir yatakta iki hasta bakılmaz derler ya.

Ramazan sofraları, fakir, yoksul ve yetimler içindir. Fakir, yoksul ve yetimin olmadığı sofra, Ramazan davet sofrası değildir.

Ramazan ayı, umutları solanların umutlarının yaşatıldığı aydır.

Onların fani dünyada sahipsiz olmadığının onayıdır. Varlıklı ve yoksulun aynı sofrayı paylaştığı barış ayıdır.

Varlıklı ve yoksulun tevhit olma ayıdır. Efendi ile kölenin, işçi ve işverenin aynı sofrayı paylaştığı divan ayıdır.

​İstediklerini alıp yiyemeyenlerin, istediklerini alıp giyemeyenlerin ikram ayıdır.

Ramazan ayı, cenneti isteyenlerin ayıdır. Manevi kurtuluş savaşında, kurtuluş savaşı verme ayıdır.

Ramazan ayı, uzaklara bakanların, dertlerine derman arayanların, rahmet kapılarının açıldığı aydır.

Desene Ramazan, hayatta yorgun düşenlere yorgan, dargın düşenlere derman ayıdır.

Saygılarımla.

Devamını Oku

Tek Kimlik Taşımalıyız.* *(Müslüman kimliği)*

Tek Kimlik Taşımalıyız.* *(Müslüman kimliği)*
0

BEĞENDİM

ABONE OL

*هُوَ سَمّٰيكُمُ الْمُسْلِم۪ينَ*
Müslümanlar arasına atılan en büyük fitne, alt kimlikler oluşturularak Müslümanların arası bu fitne tohumuyla param parça yapılmıştır.

İslam “ *KAVMİYETÇİLİĞİN YOK EDİLMESİ* ilkesini getirerek, aşiret ve kabile gibi alt kimlikleri kaldırmış, zaman sonra sinsi ve masum gibi görünen planlar geliştirilmiş, modern manada alt kimlikler oluşturulmuştur.

İslam’ın bu tek kimlik ilkesi de dejenere edilerek farklı isimlerde alt kimlikler üretilmiş, eski cahiliye hayatına gerisin geri dönülmüştür.

Eski klasik dönem kabile ve aşiret anlayışını bugün modern kavramlarla gizleyerek, Müslüman üst kimliği altında alt kimlikler oluşturdular.

Bu bölünme masum gösterilse de izledikleri sosyal siyasetle Müslümanları birbirleriyle vurdurdular.

Bilim ve teknoloji ile uğraşmak yerine birbirimizle uğraştırdılar, kavram savaşı yaptırdılar. Şimdi de atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti. Yazıktır, günahtır.

Allah (cc) Müslümanlara tek kimlik vermiştir. هُوَ سَمّٰيكُمُ الْمُسْلِم۪ينَ Bu kimlik de Kur’an ifadesiyle Müslüman kimliğidir.

Müslüman bu kimlikle yaşar, bu kimlikle kabre girer. Müslümanlar ne yazıktır ki asli kimliklerini kaybedip alt kimliklerini öncelediler.

Bugün ne yazık ki Müslümanlar benden, senden, Kürt, Türk, alevi, sünnî, cemaat, tarikat, benim partim gibi ürettikleri klasik dönem aşiret ve kabile anlayışına gerisin geri döndüler.

Aynaya bakıp kendilerini güzel görüp başkalarında kusur aradılar. Kusurun kendilerinde olduğunu hiç düşünemediler.

Oysa cami dışında cemaat aramak, Kâbe’de kıble aramaya benzer. Bunu başarmak için de cemaat kavramı konusunda pek çok rivayet uydurdular.

Cami cemaatini, cami dışına taşırdılar. İslam’ın bu temel ilkeleri, bilinçli veya bilinçsiz iktidar ve güç elde etme uğruna geliştirdikleri sosyal siyasetle yok ettiler.

Belki de kendi değerlerimizi koruyalım derken iyi niyetle çıktıkları bu yollar sebebiyle bizleri de hüsrana sürüklediler. Müslüman bahçemizde vahşi otlar bitirdiler. Müslümanı, Müslümana düşman yaptılar.

Sonuçta her aşiret ve kabile aynaya bakınca, kendilerini değil başkalarını suçladılar. Tıpkı bir annenin çocuğunu muhafaza edeyim derken; uyurken çocuğunu öldürmesi gibi.

Anne çocuğu üşümesin diye kucaklayıp yatmıştı. Onu muhafaza edeyim derken üzerine düşüp öldürdü. Sabahleyin de oturup ağladı. Anaya ne ceza vereceksiniz bilemiyorum.

İşte bugünün Müslümanlarının niyetleri salim olsa da Müslüman mahallesinde ümmeti kurtaralım derken, ümmetin üzerine düşüp öldürdüler. Suçu da başkalarında aradılar.

Şimdi de cenazelerinin kalabalık olmasıyla övünüyorlar. Kendi aşiretlerinin kalabalık olmasıyla övünüyorlar. اَلْهٰيكُمُ التَّكَاثُرُۙ Bu aşiret ve kabileler, hak üzerinde değil, leş üzerinde yarışır hale geldiler.

Camileri problemlerin çözüldüğü dayanışma yeri olmaktan çıkardılar. Sadece namaz kılınıp dağınıldığı yer yaptılar.

Namaz dayanışmasını da şekilde bırakıp pratikte Müslümanın problemlerinin çözümünde dayanışmayı terk ettiler. Sosyal güvenliklerini kuramadılar.

İnsan merkezli bir dinin, tekrar insan merkezli bir anlayışa hararetle ihtiyaç bulunmaktadır. Aşiret ve kabile anlayışından, insan merkezli bir eğitim ve öğretime derhal geçmeliyiz.

Nakıs devlet anlayışından, kâmil devlet anlayışına derhal geçmeliyiz. Devletin alt birimlerinde, devletine şirk koşan güç odaklarına müsaade edilmemelidir.

Devletinin altında aşiret ve kabileler şeklinde devletçikler oluşmasına müsaade edilmemelidir.

Kabile ve aşiret devleti anlayışından derhal vaz geçilmeli, tek devlet anlayışını ihlal eden yapılanmalara izin verilmemelidir.

Kimsenin kimseden üstünlüğü olmayan, eşit hakların tesis edildiği, tevhid anlayışına tekrar gerisin geri dönülmelidir.

Peygamberimizin izlediği vahiy projesi esas alınmalıdır. Gelin aşiret ve kabile odaklı değil de insan odaklı bir Türkiye kuralım. İktisadi adaletten, sosyal adalete kadar her alanda insan merkezli bir yapılanmaya geçelim.

Önce ilkelerimizi belirleyip onlara iman edelim, sonra Peygamberimizin izlediği vahiy projesini hayatımıza hâkim kılalım. Adil bir düzen kuralım. Dünyaya örnek olalım.

Kapitalizme esir düşmüş birey ve toplumlar, İslam’ın ilkelerini anlaması ve pratiğe yansıtması zaten mümkün olamayacaktır.

Onların İslam’ı yaşadığını iddia etmesi bile, Peygamber mücadelesine kılıç çekmek gibi cehaletin tahsilini yaptıklarını anlayamayacaklardır.

Bu tip insanlar farkında olmadan şeytanın atına binmiş bir süvari gibi kamçısını da eziyet olmasın diye hafif vuran, insan tipine benzemektedirler.

Bunlar bizlere tarihteki başkasının bahçesinden yemişini yiyip parasını da ağacına bağlayan haricileri hatırlatmaktadır.

İslam bir medeniyet dinidir. Ulvi gayeleri vardır. Adil bir dünya kurmak için kolları sıvamıştır. İslam güneş gibi hepimizi ısıtan bir dindir. İslam iyi anlayamazsak cenazemizin kalabalığı ile övünürüz. Belli günde de ölmüşsek güzel yerlere gittiğimize inanırız.

Kapitalizm bugün zehirli bir yılan gibidir. Bir defa ısırdı mı kolay kolay iflah olamazsınız. Herkes adeta tanrı olmak için yarışır ve mal biriktirir. Kuvveti parada ve malda görürsünüz ve ona inanırsınız.

Bin elli yıl yaşayacak gibi mal üzerine mal biriktirirsiniz. Cari İslam’ı da her işinizde kendinize araç olarak kullanırsınız. Sonrada Fatiha ve Yasinlerle günahlarınızın silineceğine inanırsınız.

Mezar taşıyla övünürsünüz. Oysa İslam, dünya malı için Allah demeyecek kadar Asil bir dindir. Bu din insanı da Asil insan yapmak için gelmiştir. Saygılarımla.

Devamını Oku

Nice Dertler Gördüm Derman Çıktılar

Nice Dertler Gördüm Derman Çıktılar
0

BEĞENDİM

ABONE OL

-Prof. Dr. Hadi SAĞLAM

Din yeryüzüne Allah’ın bir istikamet verme projesidir. İslam dinin niteliği, bir ahlak projesi olmasıdır. Amacı ise yaşanabilir adil bir dünya kurmaktır. Bu din projenin yürütülmesinden ise insan sorumludur. 

İslam dini akla hitap eder. Aklı olmayanın dini yoktur. Akıl önce inanır, sonra kalbe talimat verir. Kalp beyinden aldığı emirleri eylemlere yansıtır. Desene duygudan uzak sade zihinlerde kaleler kurmak, felaket getirir. Bunun için iman önce beyinden kalbe iner, sonra duygulara dokunarak eyleme geçer. 

Din, insanlar arasında kolektif bilinci artırarak, insanları ortak eylemlere yönlendirir. Bunlardan namaz, oruç ve hac gibi toplu ibadetler, bir kollektif kimlik oluşturma projeleridir. Din iç hukukumuzun yanında dış hukukumuzu da tanzim eder. Allah ile kul arasındaki ilişkiler dinin inanç boyutunu tevkifi alanını ifade eder. Bu alan taabbudi olup bu alana ziyade bidat sayılır.  

Keza din insanın dış hukuk alanını da tanzim eder. Yani insanın yaşamını organize eden genel ve özel ilkeler de getirir. Keza din insanlığın ortak tecrübelerini ve bilgi birikimini değerli görür. Bunun için din insanlığın var edilmesinden itibaren Şâri’in tevhid akidesi üzerine kurduğu bütün insanları kapsayan *vahye dayalı evrensel kanunlar manzumesi olarak tanımlanır. Şeriat ise insanın toplum içerisinde huzurlu bir hayat sürebilmesi için yaşadığı dönemde oluşturulan ve her an değişime açık kanunlar bütünü olarak bilinir. 

Bilginler ilk dönemlerden itibaren; *Din, Millet, İslam, Şeriat ve Fıkıh* gibi kavramlara aynı anlam yükleyenler olduğu gibi ayrı anlam yükleyenler de bulunmaktadır. Tarihten günümüze bu kavramlarda birliktelik sağlayamadığımız için Müslümanlar arasında bu *kavramlar savaşı, maddi savaştan daha büyük* yaralar açmıştır.  

Bilginler arasında “iman ve amel tartışmaları* konusunda ilk günlerden itibaren bir birliktelik sağlanamamıştır. Bir kısım bilginler “iman ile ameli birbirinden ayırmazken;* bir kısım bilginler iman ile ameli birbirinden ayırmışlardır. İman ile ameli yani “din ile şeriatı* birbirinden ayıranların başında Ebu Hanife gelmiştir. 

Ebu Hanife göre eğer Allah’ın emretmiş olduğu hükümleri yerine getirmek, yasakladığı şeylerden kaçınmak din olsaydı bu durumda Allah’ın emretmiş olduğu hususlardan birini terk eden veyahut yasaklamış olduğu fiillerden birini işleyen kimse Allah’ın dinini terk etmiş ve kâfir olmuş sayılırdı. Ebu Hanife’ye göre böyle bir kişiye Müslüman muamelesi de yapılmazdı buyurmuştur.   

Sonuçta Ebu Hanife *emir ve yasakları, farz ve haramları* dinin kendisi olarak değerlendirmek, itikat ve amelin ayırımını zorlaştıracak amelin de imandan olduğu fikrine götürecektir. Sonuçta Ebu Hanife Peygamberin getirdiği *dinin tek,* *şeriatların ise muhtelif* olduğu fikrini de ifade etmiştir.  

İmam Mâturidi ise *iman ve amel, şeriat ile din* arasında Ebu Hanife’nin yolunu takip etmiş olduğu, şeriatı,  *inançlar bütünü ve ibadetlerin özü manasında olan din ile şeriat ayrımını** yapmış olduğu anlaşılmaktadır. Vahiy, insanlığa *iman ve din konusunda hazır paket bir program sunmuşken;* şerit konusunda hazır paket bir program ve sistem sunmamış olduğu sonucuna varılmıştır. Dinin değişmeyen boyutu itikat, ibadetlerin özü ve genel ahlak ilkeleridir. 

Adeta ağacın *kökleri* insanların inançlarını, *gövde* ve dalları davranışlarını, eylemlerini, *meyve* de erdemlerini ifade eder. Kök değişmez, gövde ve dallar zamanla değişebilir ki bu da şeriattır. Mâturidi şeriattaki neshi bir maslahattan başka bir maslahata geçiş olarak değerlendirir. Neshe konu olan hükümlerin ise maslahat hükümler olup pratikteki ameli hükümlerdir. Dinin ameli boyutunu ifade eden şeriat, insanın maslahatı dikkate alınarak vaz edilmiştir. Sonuçta şeriatının değişiminde maslahatın esas rol oynadığı anlaşılmaktadır.  

Ebu Hanife görüşüne gerekçe olarak da Allah Kur’an’da iman ile ameli birbirinden ayırmış olduğunu ifade etmiştir.(Ebu Hanife, el- Âlim ve’l Müteallim, s.1 5-17) Bunun için bazı bilginler *şeriat statik değildir, dinamiktir, din birdir, şeriat ise muhteliftir* şeklinde kitaplar yazmışlardır. Şeriat dinin kendisi değil ameli boyutunu ihtiva ettiğini söylemişlerdir. Bu bilginler şeriatların nesih edilebileceğini fakat dinlerin aynı olduğunu; Şeriatın din demek olmadığını; Dinin ve şeriatın nihai amacı dünyada saadet ahirette felah olduğunu ifade etmişlerdir. 

Buhari’de şeriat kelimesi hiç geçmezken; Müslim’de bab başlığı altında bir kez geçtiğini; Şeriat dinin bedenlenmiş yani dinin ete kemiğe bürünmüş şekli olduğunu; din ile şeriat arasındaki fark, *ruh ile beden* arasındaki fark gibi olduğunu; yani din, ruha, şeriat bedene, fıkıhta bedene giydirilen elbiseyi dikmeye benzetmişlerdir. Desene tarihten günümüze *ihtilafın kaynağını vahyin değişmeyen* veya *değişebilen alanlarının* belirlenmesi,  ihtilafın odak noktasını oluşturduğu sanılmaktadır. 

Kur’ân bize bilginin verildiği coğrafyayı değil, temsil ettiği hakikatin pesinde olmamızı emreder. Öyle ki maturidi düşünce felsefesi bunu veciz bir şekilde şöyle dile getirmiştir. İmam Maturidi dinin, ameli bir eylem olmadığına, akli ve kalbi bir eylem olduğuna vurgu yapar. Desene din, zihinde ve kalpte yer tutan bir karar verme ve uygulamayı harekete geçirme yöntemidir. Sonuçta din yağmur, şeriat toprak gibidir.

Yağmur yağar her toprak kendi özelliğine göre ürün verir. Yağmur sabit toprak ve ürün değişkendir. Değişken ve yerel yasalara şeriat (hukuk) denilmektedir. Bu bağlamda şeriat her toplumun kendine göre değişen yasaları anlamına gelmektedir. Din ruh ise şeriat beden gibidir. Beden ölür fakat ruh bakidir. Din ile şeriat arasında pek çok farklı yorumlar yapanlar bulunmaktadır. Din ile şeriatı aynı görenler ile ayrı görenlerin tarihten bugün devam etmektedir. 

Her dinin temelinde ilahi iradeyi anlama ve uygulamada bir iştirak bulunur. Dinin temel gayesi insanın ruhunun yüceltilmesidir. Din ahlaki ilkeler manzumesidir. Ahlakın da pek çok dereceleri vardır. Bu dereceler birbirinden oldukça farklıdır. Karıncayı incitmemeden tut da, Allah’ın iradesiyle kavuşmaya kadar uzanır. 

Her dinin kendine özel bir ahlak prensibi vardır. Bir ahlak sistemine din diyebilmemiz için bazı ilkeleri barındırması gerekir. Bu ilkelerin ilahi olması yanında menfaatsizlik ve sadakat içermesi gerekir. Bu dinin zirvesi ise ilahi aşktır. Zira menfaat pazarında Allah için alışveriş yapılmaz. Dünya menfaatleri insanların esaretleridir.  

Menfaat karşılığında dostluk kurmak dünyalık bir taleptir. Bunlar, Allah’a dost olamazlar. Menfaat elde ederek, dini ve cemaati yükseltme gayesinde olanlar; en büyük riyakâr ve günahkârdırlar. Âşık olmadan insan gibi yaşamak boş bir idealdir. Zira maşukun gölgesi aşıka düştüyse diyecek bir şey yoktur. 

Dindeki her bir kural ve hükümler, aşkın kaynağından fışkırırlar. Aşkı anlamadan doğrudan doğruya kaidelere bağlanmak bir taasupçuluktur. Allah’la dostluğun ihlaldir. İslam’da kaide ve kuralcılık temel alınınca, gaflet içinde ibadet edenlerden de daha bedbahttırlar. Desene Mevlâna gibi yeri gelince aklı satıp aşkı satın almak gerekir. 

 Allah’a götüren tek kılavuz aşktır. Aşk canını ve gönlünü onun yoluna feda etmektir. Çıplak akılla ömür boyu yaşadıkları kalıpları düşünenler, ilahi denemeden hiçbir şey anlamazlar. Tasavvuf ehli için şeriat (kanunlar) dinin kabuğunu teşkil ettiğini, özünü ise içsel kurallar olduğuna kaildirler. Bu durumda kalp ehli olanların, hal ehli olanları anlaması mümkün olamaz.  

Tasavvufla şeriat birbirine paralel iki farklı yol da değildir. Tasavvuf dinin özü ve çekirdeği, şeriat ise bu ağacın meyvesinin muhafazası ve kabuğudur. Tasavvufta gaye ahlaki temizlenme iken; bugün pek çok tarikatın yozlaştığı, iktisadi amaca yöneldiği bir vakıadır. Keza pek çok tarikat ve cemaatin devletin kurumlarını istilaya yöneldiği de acı bir gerçektir. Kardeşini kendi nefsine tercih edemeyen bir tasavvuf yolcusu, düşünülemez.

Saygılarımla. 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.