43,4990$% 0.19
51,6240€% -0.9
59,6039£% -0.78
6.786,60%-9,85
11.826,00%-7,26
3433249฿%-5.85464
02:00
Miraç hadisesi etrafında Müslümanlar arasında süregelen tartışmalar, meselenin mahiyetinden ziyade “nasların yorumlanma biçimi” üzerinden derinleşmektedir.
Oysa Kur’ân’ın açık ve kesin ifadesi olan “سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَىٰ بِعَبْدِهِ لَيْلًا” (“Kulunu bir gece yürüttü”) ifadesi, İsrâ Sûresi’ninbirinci ayetinde (el-İsrâ, 17/1) yer almakta ve olayın aslî vukuunu tartışma dışı bırakmaktadır. İhtilaf, bu ilahî yürüyüşün “ruhen mi yoksa bedenen mi” gerçekleştiği noktasında ortaya çıkmaktadır.

– İslâm Hukuku Anabilim Başkanı
Bu bağlamda tarih boyunca iki ana yaklaşımın teşekkül etmesi tabiîdir: bir kısım âlimler Miraç’ın beden ve ruh birlikteliğiyle gerçekleştiğini savunurken, bir kısmı bunu ruhanî bir tecrübe olarak yorumlamıştır.
Fahreddin er-Râzî, ilgili ayetin tefsirinde her iki yaklaşımı da ayrıntılı biçimde zikretmiş; bu görüşlerin nasla ilişki kurma biçimleri bakımından değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır (er-Râzî, Mefâtîḥu’l-Ġayb, c. 20, s. 146–150).
Ne var ki bu ilmî çeşitliliğin, modern dönemde “tekfir”, “bid‘at” ve “sapma” diliyle yürütülen bir dışlama pratiğine dönüşmesi, nasların değil; nasları okuyan zihniyetinproblemli olduğuna işaret etmektedir.
Zira Miraç’ın mahiyetine dair bu farklı değerlendirmeler, itikadın zarurî alanına değil; zannî ve içtihada açık yorum sahasına aittir. Klasik ilim geleneğinde bu tür ihtilafların iman–inkâr sınırına taşınmaması, ihtilaf ahlâkının ve usûl bilincinin doğal bir sonucudur.
Dolayısıyla mesele, Miraç’ın nasıl gerçekleştiğinden çok, bu hadise üzerinden Müslümanların yorum farklılığıyla birlikte yaşama yetisini koruyup koruyamadıklarıdır.
Asıl sorun, Miraç’ın “nas merkezli çoklu yorum imkânı”taşıyan bir mesele olmasına rağmen, bunun “itikadî zorunluluk alanına” taşınmasıdır. Hâlbuki İslâm ilim geleneği, “içtihatta hata edenin de ecir aldığı” bir epistemolojik ahlâk inşa etmiştir. “İhtilâfu’l-fukahârahmettir” ilkesinin özü de burada yatar.
Miraç gecesini kutlayanların bunu “taabbudî bir ihya”, kutlamayanların ise “bid‘at hassasiyeti” çerçevesinde değerlendirmesi mümkündür; fakat her iki tavrın da meşruiyeti, nasların izin verdiği yorum alanı içinde kalmak kaydıyladır. Bu alanı kapatıp Müslümanları saflaştırma refleksiyle ayrıştırmak, “ümmet bilinci” yerine “mezhepçi ve reaksiyoner bir din dili” üretmektedir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, Miraç’ın nasıl olduğu sorusundan önce, bu hadisenin bize “birlikte düşünme ve farklılığı taşıyabilme ahlâkını” öğretip öğretmediğidir. Çünkü ümmeti ayakta tutan şey, yorum birliği değil; usûl birliği ve ahlâkî olgunluktur.
1. NASLARIN ÇOK KATMANLI DİLİ VE YORUM ALANI
Kur’ân’ın Miraç’a dair kullandığı dil, kapalı değil; bilakis yoğun ve katmanlıdır. “بِعَبْدِهِ” (“kulu ile”) ifadesi, Resûlullah’ın bütünlüğüne işaret ederken; bu bütünlüğün nasıl bir tecrübe biçimiyle gerçekleştiğine dair açık bir tanım sunmaz. Bu durum, nassın anlamı sabitleyip yorumu serbest bırakan yapısının tipik bir örneğidir.
İslâm ilim geleneği tam da bu noktada, nassı tek bir literal kalıba hapsetmektenbilinçli olarak kaçınmıştır. Çünkü vahyin dili, fiziksel tasvirden ziyade hakikat bildirimi yapar; tecrübenin mahiyetini ise yorum alanına bırakır.
Bu nedenle Miraç’ın “bedenî mi, ruhanî mi” olduğu sorusu, nassın inkârı değil; nassın yorumlanmasıdır. Yorum ise doğası gereği çoğuldur.
Klasik âlimlerin bu meselede birbirini tekfir etmemesi, aksine farklı görüşleri “kavl” olarak kayda geçirmesi, ilmî ahlâkın en temel göstergesidir. Bugün yaşanan problem, nassın değil; yorumun mutlaklaştırılmasıdır. Oysa nas, farklı anlayışlara imkân tanıdığı ölçüde ümmeti diri tutar.
2. İÇTİHAT FARKLILIĞI VE DIŞLAYICI DİLİN ÇÖKÜŞÜ
Miraç tartışmasının çatışmaya dönüşmesi, içtihat farkının itikadî bir sınır gibi sunulmasından kaynaklanmaktadır. Oysa usûl açısından bu mesele, kat‘î iman ilkeleri arasında değil; zannî bilgi alanı içinde değerlendirilmiştir.
Bu noktada, farklı yorumları savunan Müslümanları “sapık”, “bid‘at ehli” ya da “kâfir” olarak etiketlemek, ilmî değil; ideolojiktir. Bu dil, nasları korumaz; bilakis nasların etrafında kurulan ahlâkı tahrip eder.
İslâm düşüncesi, ihtilafı bir zayıflık değil; ilmî canlılığın sonucu olarak görmüştür. “Tek doğru” iddiası, ancak nassın açık ve kesin olduğu alanlarda geçerlidir.
Miraç gibi gaybî ve tecrübî yönü ağır basan bir konuda bu iddia, usûl dışıdır. Müslümanların birbirini dışlaması değil; birlikte düşünmeyi öğrenmesi gerekmektedir. Çünkü ümmet, yorum birliğiyle değil; tahammül ahlâkıyla ayakta kalır.
3. MİRAÇ GECESİ, TAABBUD VE SERBEST DİNÎ TERCİH
Miraç gecesini ihya eden Müslümanların tutumu, çoğu zaman “taabbudî yöneliş” çerçevesinde şekillenir. Bu yaklaşım, dinin ruhunu canlı tutma ve manevî bağları güçlendirme niyeti taşır.
Buna karşılık, bu tür gecelere mesafeli duranlar ise genellikle “bid‘at hassasiyeti” üzerinden hareket eder. Her iki yaklaşım da, kendi iç tutarlılığı olan dinî tavırlardır ve zorunlu iman ölçütü değildir.
Sorun, bu tercihlerin bir kimlik silahına dönüştürülmesi ile başlar. Miraç gecesini kutlayanları “hurafeci”, kutlamayanları “dine soğuk” olarak etiketlemek, dinin değil; kutuplaşmanın dilidir.
Oysa din, bireyi Allah’a yaklaştırmayı hedefler; Müslümanları birbirinden uzaklaştırmayı değil. Bu nedenle Miraç, bir ayrışma sebebi değil; ortak bir manevî hafızaolarak görülmelidir.
4. TEKFİR DİLİ, USÛL İHLÂLİ VE ZİHNİYET SORUNU
Miraç tartışmaları etrafında ortaya çıkan en ciddi problem, meselenin ilmî sınırlarını aşarak “tekfirci bir dile”evrilmesidir. Oysa İslâm ilim geleneğinde tekfir, son derece dar ve istisnaî bir alana hapsedilmiştir.
Özellikle gaybîhadiseler ve tecrübî alanlar, iman esaslarının merkezinde değil; yorum ve değerlendirme sahasında ele alınmıştır. Bu nedenle Miraç’ın mahiyetine dair farklı görüşleri, doğrudan iman–inkâr eksenine taşımak, usûl açısından açık bir ihlâldir.
Burada asıl sorun, nassın kendisi değil; nassı okuyan zihnin kesinlik takıntısıdır. “Hakikat adına konuşma” iddiası, çoğu zaman ilmî titizlikten değil; otorite kurma arzusundanbeslenir.
Hâlbuki İslâm düşüncesi, bilgiyi mutlaklaştırmak yerine sorumluluk bilinciyle sınırlar. Tekfir dili, ümmeti arındırmaz; bilakis parçalar ve kurutur. Miraç vesilesiyle yapılması gereken, hüküm dağıtmak değil; usûlü hatırlamakolmalıdır.
5. ORTAK AKIL, İHTİLAF AHLÂKI VE ÜMMET BİLİNCİ
İslâm düşüncesinin en güçlü yönlerinden biri, “ihtilafla birlikte yaşama” becerisidir. Bu beceri, aynı nassı okuyan fakat farklı sonuçlara ulaşan âlimlerin, birbirini dışlamadan ortak bir ilmî zemin kurabilmesinden doğmuştur.
Miraç meselesi de bu zeminin en açık örneklerinden biridir. “اِخْتِلَافُ أُمَّتِي رَحْمَةٌ” (“Ümmetimin ihtilafı rahmettir”) sözü, lafzen hadis olup olmadığı tartışmalı olsa da, İslâm ilim geleneğinin ruhunu yansıtan güçlü bir ilkeyi ifade eder.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, Miraç’ın nasıl gerçekleştiğini ispatlamak değil; bu hadisenin Müslümanlara birlikte düşünme ahlâkı kazandırıp kazandırmadığını sorgulamaktır.
Ortak akıl, görüşleri tekleştirmek değil; çoğulluğu taşıyabilmektir. Miraç, bu yönüyle sadece bir yükseliş anlatısı değil; Müslümanların zihinsel ve ahlâkî sınavıdır. Ümmet, bu sınavı ancak usûl bilinci, ilim ahlâkı ve merhamet diliyle geçebilir.
Bu çerçevede, Müslümanların Miraç Kandili’ni hangi yorum perspektifiyle ele alırlarsa alsınlar, bu mübarek gecenin ayrışma değil yakınlaşma, itham değil tefekkür, ötekileştirme değil muhabbet vesilesi kılınması en sahih tutumdur.
Miraç’ı bedenen ya da ruhen gerçekleşmiş bir ilahî tecrübe olarak değerlendirmek, iman kardeşliğini zedeleyen bir ayrım değil; İslâm düşüncesinin asırlardır taşıdığı meşru yorum zenginliğinin tabiî bir tezahürüdür.
Esas olan, bu farklı bakışları çatışma gerekçesine dönüştürmeden, ortak bir manevî iklimde buluşturabilmektir. Zira ümmeti diri tutan şey, görüşlerin tekliği değil; kalplerin beraberliği, usûlün birliği ve ahlâkın olgunluğudur.
Bu bilinçle, Miraç gecesinin Müslümanlar arasında sevgi, merhamet ve kardeşlik bağlarını güçlendirmesini niyaz eder; nihai hükmün Allah’a ait olduğunu hatırlatarak sözü şu ilkeyle tamamlarız: “وَاللّٰهُ أَعْلَمُ بِالصَّوَابِ” (Allah en doğrusunu bilendir).
Prof. Dr. Hadi SAĞLAM İslâm Hukuku Anabilim Dalı Başkanı
DİTİB Genel Başkanı Ramazan Ilıkkan‘dan Miraç Kandili Mesajı
1
New York’ta, ‘Azınlık Toplumu Olarak Müslümanca Yaşam’ konulu konferans!..
148743 kez okundu
2
Solingen Kurbanları Filibe’de toprağa verildi!..
118577 kez okundu
3
DİTİB, Hessen eyaletinde İslam din dersi eğitimine devam edecek
107416 kez okundu
4
Katar Başbakanı resmi olarak ateşkesi duyurdu!…
59886 kez okundu
5
Haydi Onurcan’a destek olalım
50478 kez okundu