43,6062$% 0.16
51,6027€% 0.37
59,4554£% 0.61
6.942,61%3,13
11.911,00%0,54
3084225฿%8.71048
02:00
– İslâm Hukuku Anabilim Dalı Başkanı
Oysa bu rivayet, vicdanî inanç değişikliğini değil, örgütlü isyan ve ihaneti konu almaktadır.
İslâm’ın hedefi, inancı baskı altına almak değil; toplumu fitne ve fesattan korumaktır.
1. İman ve Özgürlük Arasındaki Temel Ayrım
Kur’ân, imanı insan iradesine bırakır; çünkü iman, kalpte doğan özgür bir tercihtir. Zorlama ile değil, bilinçle yaşar. “لَا إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ – Dinde zorlama yoktur” (Bakara, 2/256) buyruğu, inancın gönül rızasıyla olacağını bildirir.
“فَمَنْ شَاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَاءَ فَلْيَكْفُرْ – Dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin” (Kehf, 18/29) ayeti, özgürlüğün iman kadar kutsal olduğunu gösterir. Peygamber’in görevi tebliğdir; zorlama değildir. “لَسْتَ عَلَيْهِمْ بِمُصَيْطِرٍ – Sen onlar üzerinde zorba değilsin” (Ğâşiye, 22) buyruğu bunu açıkça ifade eder. Dolayısıyla İslâm’da iman bir vicdan meselesidir; hukuk kalpleri değil, fiilleri yargılar.
2. Kur’an’da Dinden Dönme ve Hadislerin Konumu
Kur’an-ı Kerim’de “dinden döneni öldürün” emri yer almaz. Aksine, yaptırım yalnızca Allah’a aittir.“وَمَنْ يَرْتَدِدْ مِنْكُمْ عَنْ دِينِهِ فَيَمُتْ وَهُوَ كَافِرٌ فَأُولَٰئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ – Kim dininden döner ve kâfir olarak ölürse, amelleri boşa gider” (Bakara, 2/217) ayeti bu durumu açıkça ortaya koyar.
Hadis literatüründe ise iki rivayet öne çıkar:“مَنْ بَدَّلَ دِينَهُ فَاقْتُلُوهُ – Kim dinini değiştirirse onu öldürün” (Buhârî, Cihâd, 149) ve “لَا يُحِلُّ دَمَ امْرِئٍ مُسْلِمٍ … وَالتَّارِكُ دِينَهُ الْمُفَارِقُ لِلْجَمَاعَةِ – Dininden dönüp cemaatten ayrılan kimse”(Buhârî, Diyat; Müslim, Kasâme).Buradaki “cemaatten ayrılan” ifadesi, inanç terkini değil; devlete ve topluma karşı örgütlü kalkışmayıanlatır. Dolayısıyla Hz. Peygamber’in kastettiği şey, vicdanî irtidat değil; toplumsal düzeni yıkmaya teşebbüstür.
3. Halit b. Süfyan Vak‘ası
İnsan varlığının temel öğesi, bilinçaltında yatan özgürlük dürtüsüdür. Özgürlük ancak sorumluluk / din temeli üzerinde yaşayabilir. Özde özgürlük, kullara değil bir olan Allah’a itaat etmektir. Bu bağlamda her birey, inanç özgürlüğüne sahiptir.
Keza dilediği dini seçme ve yaşama hakkı bulunmaktadır. Nitekim Şârii, “dileyen iman eder, dileyen inkâr eder”, “Dinde zorlama yoktur” buyurmuştur. Keza Allah (cc) habibine, “Sen, onlara zor kullanacak değilsin” buyurmuştur.
Öte yandan Peygamberin görevi, tebliğ ve tebyindir. Bu ayetler, insanın inanç ve düşünce bazında özgür olduğunu ortaya koymaktadır. İnanç ve düşünce özgürlüğü konusunda halka baskı yapmak, münafık bireyler yetiştirir.
Öte yandan hiç kimseye, Müslümanların aleyhine bir eylemde bulunmamak kaydıyla inancından dolayı dünyevi bir yaptırım da uygulanamaz. Peygamberimiz (sav)’den, “dininden döneni öldürün”, “İslâm’dan çıkıp Allah ve Resulüne harp açan adamı öldürün” gibi rivayetler bulunmaktadır.
Bu rivayetlerin esbabı vürudu dikkate alınmalıdır. Bu rivayet, Medine’de Müslüman olduktan sonra dininden dönüp Medine’nin dış sokaklarında site devletine karşı güç toplayıp saldırıya geçecek olan fesatçı ve fitneci, Halit b. Süfyan en-Nüdeyhi hakkındadır. Doğrusu bu rivayet, toplumsal düzeni bozan örgütlü bir suç hakkındadır.
Halit b. Süfyan İslâm devletinin sırlarını biliyordu. Medine’de İslâm dinini terk etmiş, mürted olmuş ve eylemsel faaliyette bulunmuştu. Hz. Peygamber (sav), onun öldürülmesi için Abdullah b. Üneys el-Cühenî’yi görevlendirdi.
Abdullah b. Üneys, vadi ve çölleri aşarak kendisine Urne vadisinde rastladı. Peşinde kalabalık topluluk vardı. Rasulullah’ın bu adamı tarif etmiş olduğunu anladı. “Senin Muhammed’e karşı adam topladığını duydum.
Seninle birlikte hareket etmek için geldim” deyince bu sözlerinden Halit çok memnun oldu. “Evet, ben Muhammed’e karşı kuvvet hazırlıyorum” dedi. Düşmanımın düşmanı dostumdur kabilinden dost oldular. Onunla arkadaş oldu ve aynı çadırda gecelediler.
Zahirde Abdullah b. Üneys Peygamberi inkâr etti. Farz namazlarını bile imâ ile kıldı. Bir gece Halit b. Süfyan’ın boynunu vurdu. Gündüz saklanıp gece hareket etti. 16. gün Medine’ye geldi. Peygamberimiz kendisini sevgiyle taltif etti ve asâsını ona hediye etti.
“Asa mü‘minin alameti enbiyanın sünnetidir. Cennette bu asaya yaslanarak gelirsin” buyurdu. Abdullah b. Üneys öldüğünde bu asayı beyaz kefenleri arasına koyulup teberrüken öyle defnedildi.
Burada sosyal siyaset alanında alınması gereken güzel örnekler bulunmaktadır. Görüldüğü gibi bu olay kamu düzenini bozan örgütlü suç kategorisine sokulmuş, re’sen kovuşturulmasına izin verilip öldürülmesi için özel talimat verilmiştir. Burada toplumsal zaruret, bir tür meşruiyet kaynağı olmuştur.
4. İnanç Bazında Kalan İle Örgütlü Suç Arasındaki Ayrım
İslâm hukukunda suç, niyetle değil, fiille oluşur. İnanç bazında kalan irtidat, kişinin vicdanına aittir; kimseye zarar vermediği sürece dünyevî ceza uygulanmaz. Kur’an, “Kim dininden dönerse, amelleri boşa gider” (Bakara, 2/217) buyurarak cezayı Allah’a bırakmıştır.
Örgütlü suç ise, devletin güvenliğini ve toplumsal barışı hedef alan fiilî tehdittir. Silahlı kalkışma, düşmanla işbirliği, propaganda veya fesat çıkarma gibi eylemler “Allah’a ve Resulüne savaş açmak” (Mâide, 5/33) kapsamında değerlendirilir. Bu nedenle İslâm’ın cezalandırdığı şey inanç değişikliği değil, fiilî fesat ve toplumsal ihanettir.
5. Hristiyan Dünyasında Mürtedlik Anlayışı
Hristiyan dünyasında “dinden döneni öldürme” anlayışı, kilisenin “Tanrı adına hükmetme” iddiasıyla birleşince ağır zulümlere yol açmıştır. Engizisyon mahkemeleri, farklı düşünenleri “sapkın” ilan ederek diri diri yakmıştır.
Reform süreciyle başlayan Katolik-Protestan ayrışması, Otuz Yıl Savaşları (1618–1648) gibi yıkıcı çatışmalara zemin hazırlamıştır. Hakikat adına zulmetmek, hakikatin ruhunu öldürmüştür. İslâm ise bu tarihî hatadan ders almış; imanı vicdan, cezayı adalet, özgürlüğü insan onurunun temeline yerleştirmiştir.
Sonuç: “Dinden döneni öldürün” rivayeti, bağlamdan koparıldığında toplumda derin yanlış anlamalara yol açmıştır. Kâfir, fâsık gibi damgalar, kardeşliği zedelemiş ve içtihadî farklılıkları düşmanlığa dönüştürmüştür. Oysa İslâm, inancı Allah’a bırakır; hukuk yalnızca eylemi yargılar.Gerçek adalet, inançta özgürlükle davranışta sorumluluğu birlikte koruyabilmektir.
Prof. Dr. Hadi SAĞLAM – İslâm Hukuku Anabilim Dalı Başkanı
ABD hisse senedi vadeli işlemleri rekor düzeylere yaklaştı
1
New York’ta, ‘Azınlık Toplumu Olarak Müslümanca Yaşam’ konulu konferans!..
148903 kez okundu
2
Solingen Kurbanları Filibe’de toprağa verildi!..
118612 kez okundu
3
DİTİB, Hessen eyaletinde İslam din dersi eğitimine devam edecek
107567 kez okundu
4
Cumhurbaşkanı Erdoğan belediye başkan adaylarını açıkladı
105916 kez okundu
5
Katar Başbakanı resmi olarak ateşkesi duyurdu!…
59909 kez okundu