DOLAR

43,6062$% 0.16

EURO

51,6027% 0.37

STERLİN

59,4554£% 0.61

GRAM ALTIN

6.942,61%3,13

ÇEYREK ALTIN

11.911,00%0,54

BİTCOİN

3084225฿%8.71048

İmsak Vakti a 02:00
Amsterdam ÇOK BULUTLU
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Dikkat… Tuzak!.. Okçular Meydanınızı Terk Etmeyin

Bugün Uhud’un hesabını sorma, kardeşin kusurunu büyütme zamanı değil; omuz omuza verme zamanıdır.

"1" height="10" width="20%" direction="up">

Küresel güç dengelerinin giderek sertleştiği, büyük aktörlerin adeta yeni bir paylaşım mücadelesine hazırlandığı bir dönemde yaşıyoruz. Böyle bir zeminde en büyük hata, içeride enerjimizi birbirimizi yıpratmaya harcamaktır.

"1" height="250" width="100%" direction="up">

Bugün Uhud’un hesabını sorma, kardeşin kusurunu büyütme zamanı değil; omuz omuza verme zamanıdır. Etrafımız adeta kuşatılmışken, iç çekişme lüksümüz yoktur.

İslâm Hukuku Anabilim Dalı Başkanı

Gazze’de Ramazan ayında bombaların yağdığı bir dünyada, Ortadoğu üzerinde kurulan senaryolar açıkça ortadayken, basiretli olmak zorundayız. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” düsturu, sadece bireysel ahlâk değil; toplumsal dayanışma ilkesidir.

Yusuf ile Bünyamin’in kucaklaşması misali, kırgınlıkları geride bırakıp kenetlenmek zorundayız. Bu dönem; birlik, adalet ve hukuk devleti idealini tahkim etme dönemidir.

İçeride dimdik duran bir millet, dışarıdan gelecek her türlü sinsi planı bertaraf edecek iradeye sahiptir. Bugün dünden daha fazla kenetlenme, daha fazla basiret ve daha fazla kardeşlik zamanıdır.

Milletleri yıkan şey çoğu zaman dışarıdan gelen düşman değil, içeride büyüyen ayrışmadır. Tarih, iç çekişmeler yüzünden zayıflayan toplumların dış müdahalelere açık hâle geldiğini defalarca göstermiştir.

Bugün de benzer bir eşikteyiz. Fikir ayrılıklarının düşmanlığa, siyasal rekabetin yok etme arzusuna, kimlik farklılıklarının ötekileştirmeye dönüştüğü her an; kolektif gücümüz biraz daha aşınmaktadır. İlahi ikaz bu gerçeği veciz biçimde ortaya koyar:

وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْBirbirinizle çekişmeyin; sonra gevşersiniz ve gücünüz gider” (Kur’an-ı Kerim, 8/46). Ayetin işaret ettiği “rüzgâr” yalnızca askerî güç değil; itibar, dirayet ve tarihî yürüyüştür.

Toplumsal düzenin temelinde üç ana kavram vardır: Tevhid” (توحيد – ilkesel birlik), “Adalet” (عدالة – hakkaniyet) ve “Vahdet” (وحدة – bütünlük).

Tevhid, sadece metafizik bir inanç değil; beşerî üstünlük iddialarını sınırlayan bir kamusal ilkedir. Adalet, gücü hukuka bağlayan denge unsurudur. Vahdet ise farklılıkların çatışmadan, ortak değer zemininde buluşabilmesidir.

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَمِيعًاHep birlikte Allah’ın ipine sarılın” (Kur’an-ı Kerim, 3/103) emri; birlik fikrinin teolojik değil aynı zamanda sosyolojik bir zorunluluk olduğunu gösterir.

Hz. Muhammed döneminde inşa edilen Medine toplumu, sınıf ve kabile üstünlüğünü değil; hukuku ve emaneti esas almıştı.

Uhud’da okçuların yerini terk etmesi ise tarihî bir sembol olarak hafızalara kazındı: Stratejik konumu terk etmek, sadece mevzi kaybı değil; bilinç kaybıdır.

Bugün “okçular”dediğimiz kesim; entelektüellerden siyasetçilere, kanaat önderlerinden sıradan vatandaşa kadar herkesin temsil ettiği sorumluluk bilincidir.

Meydanı terk etmek; hakikati boş bırakmak demektir. Türkiye’nin ihtiyacı, birbirini tüketen değil; ortak zeminde güç üreten bir toplumsal akıldır.

1. Birbirimize Düşersek Gücümüz Gider

Toplumların enerjisi sınırsız değildir. Her milletin bir manevî sermayesi, bir de güven rezervi vardır. Sürekli tartışma, hakaret ve kutuplaşma dili bu rezervi tüketir.

Aynı mahallede yaşayan insanlar birbirine şüpheyle bakmaya başladığında, artık dış tehdide gerek kalmaz; çözülme içeriden başlar. İşte bu yüzden Kur’an’ın “…فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْGevşersiniz ve rüzgârınız gider” (Kur’an-ı Kerim, 8/46) uyarısı sosyolojik bir yasaya işaret eder.

Buradaki “rüzgâr”, sadece askerî güç değildir; ekonomik dinamizm, kültürel üretim, uluslararası itibar ve toplumsal özgüvendir.

Sürekli iç kavga yaşayan bir ülke, yatırım çekemez; beyin göçünü durduramaz; ortak gelecek inşa edemez. Bu nedenle birbirimize yönelttiğimiz her yıkıcı söz, aslında kolektif gücümüzden eksiltir.

Unutulmamalıdır ki “ihtilaf” (اختلاف – görüş farklılığı) doğal ve zenginleştiricidir; fakat nizâ” (نزاع – yıkıcı çekişme)yıpratıcıdır. Farklı düşünmek ayrı, düşmanlaşmak ayrıdır. Türkiye’nin ihtiyacı fikir ayrılığı değil; düşmanlık dilinden arınmaktır.

2. Tevhid: Kimsenin Kimseye Üstün Olmadığı Bir Düzen

Tevhid” (توحيد) çoğu zaman yalnızca inanç başlığı altında ele alınır. Oysa tevhid, aynı zamanda siyasal ve toplumsal bir ilkedir. Tevhid demek; mutlak otoritenin yalnızca Allah’a ait olduğunu kabul etmek, dolayısıyla hiçbir insanın başka bir insan üzerinde mutlak üstünlük iddia edememesi demektir.

Hz. Muhammed Veda Hutbesi’nde, ırk ve soy üstünlüğünü reddederek insanlık tarihine evrensel bir eşitlik ilkesi bırakmıştır. Bu yaklaşım, modern anlamda eşit vatandaşlıkfikrinin ahlâkî temelidir. Üstünlük ancak takvâ” (تقوى – sorumluluk bilinci) ve hukuk çerçevesinde anlam kazanır; imtiyazda değil.

Bugün Türkiye’de ihtiyaç duyduğumuz şey, kimlikler üzerinden hiyerarşi kurmak değil; herkesin aynı hukuk önünde eşit olduğu bir güven ortamını tahkim etmektir. Tevhid, bireyi özgürleştirir; devleti ise hukukla sınırlar.

3. Kavga Dili Bizi Zayıflatır, Kardeşlik Bizi Güçlendirir

Dil, sadece iletişim aracı değildir; toplumsal inşa aracıdır. Sürekli suçlayıcı, küçümseyici ve aşağılayıcı bir dil; zamanla zihinsel duvarlar örer. Bu da ortak yaşam iradesini zedeler.

Oysa İslam’ın önerdiği model “uhuvvet” (أخوة – kardeşlik)bilincidir. Kardeşlik, aynı düşünmek değil; farklı düşünse de aynı kaderi paylaşmaktır. Aynı vatan toprağında yaşayan insanların birbirini yok etmeye çalışması, aslında kendi geleceğini zayıflatmasıdır.

Küresel ölçekte güç mücadelesinin arttığı bir dönemde, iç enerjisini kavga ile tüketen toplumlar geride kalır. Türkiye’nin potansiyeli; genç nüfusu, tarihî birikimi ve jeopolitik konumuyla büyüktür. Fakat bu potansiyel, ancak iç dayanışma ile açığa çıkar.

4. Okçular Yerini Terk Etmesin: Sorumluluk Sahibi Olma Zamanı

Tarihî hafızamızda Uhud hadisesi sadece bir savaş değil, bir bilinç dersidir. Stratejik noktada görevli olan okçuların yerlerini terk etmeleri, kısa vadeli bir ganimet algısının uzun vadeli bir kayba yol açabileceğini göstermiştir. Bu olay, liderlik ve disiplin kadar sorumluluk ahlâkının da önemini ortaya koyar.

Bugün “okçular” dediğimiz kesim; yalnızca siyasetçiler değildir. Akademisyenler, gazeteciler, kanaat önderleri, sosyal medya kullanıcıları, iş insanları ve hatta sıradan vatandaş…

Her biri kendi mevzisinde bir okçudur. Mevzisini terk etmek; hakikati savunmaktan vazgeçmek, ilkeleri konjonktüre feda etmek, kısa vadeli çıkar için uzun vadeli istikrarı riske atmaktır.

Hz. Muhammed döneminde inşa edilen bilinç, görevi kişisel kazançtan üstün tutuyordu. Bu bilinç, bugün “emanet” (أمانة– sorumluluk yükü) kavramıyla ifade edilir. Emanet, makamdan önce gelir; çıkarın değil ilkenin yanında durmayı gerektirir. Türkiye’nin birliği, mevzisini terk etmeyen sorumluluk sahibi insanlarla mümkündür.

5. Farklı Olabiliriz Ama Aynı Hukukta Buluşmalıyız

Toplumlar tek tip değildir; kültürel, etnik, mezhebî ve fikrî farklılıklar sosyolojik bir gerçektir. Asıl mesele bu farklılıkların çatışma mı yoksa zenginlik mi üretileceğidir. Sağlıklı toplumlar, çeşitliliği ortak hukuk zemini üzerinde yönetir.

Burada belirleyici kavram “adalet” (عدالة – hakkaniyet)tir. Adalet, tarafsızlık değil; hakkı sahibine teslim etmektir. Hukukun üstünlüğü ilkesinin işlemediği yerde, güçlü olanın üstünlüğü başlar. Bu da toplumsal güveni sarsar.

Türkiye’nin geleceği; farklılıkların anayasal ve hukuksal çerçevede güvence altına alındığı, herkesin kendini eşit ve onurlu hissettiği bir sistemle güçlenecektir. “Vahdet” (وحدة – birlik), farklılıkları yok ederek değil; onları adaletle koruyarak sağlanır.

6. Dış Güçlerin Oyununa Gelmemek İçin İçeride Sağlam Durmalıyız

Tarih boyunca büyük güçler, hedef aldıkları toplumları içeriden zayıflatma stratejisini kullanmıştır. Ekonomik manipülasyonlar, bilgi savaşları, kültürel yönlendirmeler ve dijital propaganda; modern çağın araçlarıdır.

İçeride bölünmüş bir toplum, dış baskıya karşı direnç gösteremez. Bu nedenle en güçlü savunma hattı, toplumsal dayanışmadır. Devlet, hükümet ve muhalefet farklı siyasi pozisyonlara sahip olabilir; ancak söz konusu olan vatanın selameti olduğunda ortak paydada buluşabilmelidir. İlahi ikaz burada da yol gösterir:

وَلَا تَفَرَّقُواParçalanmayın (Kur’an-ı Kerim, 3/103). Parçalanma, sadece siyasal değil; psikolojik bir çözülmedir. Türkiye’nin küresel düzlemde güçlü kalabilmesi, iç cephesini sağlam tutmasına bağlıdır.

7. Adalet Olmadan Birlik Olmaz

Birlik, zorla sağlanamaz; güvenle inşa edilir. Güven ise ancak adaletle mümkündür. Adaletin olmadığı yerde sadakat zayıflar, aidiyet duygusu kırılır. Bu nedenle bir toplumun en büyük güvencesi askerî kapasitesi değil; hukuk sisteminin adilliğidir. Tevhid, beşerî üstünlük iddialarını sınırlar; “adalet”, gücü hukuka bağlar; “kardeşlik”, toplumsal bağı güçlendirir. Bu üç ilke birlikte tahkim edilmediği sürece kalıcı birlik sağlanamaz.

Türkiye’nin ihtiyacı; slogan değil, sistemdir. Duygusal hamaset değil, ilkesel kararlılıktır. Eğer adalet tahkim edilirse, birlik kendiliğinden güçlenecektir. Aksi hâlde ayetin uyarısı kaçınılmazdır: “…وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْRüzgârınız gider (Kur’an-ı Kerim, 8/46).Son soru şudur:

Okçular olarak mevzimizde kalıp ortak geleceğimizi mi savunacağız, yoksa iç çekişmelerle kendi rüzgârımızı mı tüketeceğiz?

Prof. Dr. Hadi SAĞLAM – İslâm Hukuku Anabilim Dalı Başkanı

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

ABD’nin İsrail Büyükelçisinin “Nil’den Fırat’a uzanan bölge İsrail’in hakkı” açıklamasına Ürdün’den tepki

HIZLI YORUM YAP